3 Aralık 2018 Pazartesi

ENTERESAN!.. "BASIN VE SOSYAL MEDYA'DAN SEÇMELER" -Dünyada bir ilk: Bir gazeteyi okuyunca, beşini birden okumuş oluyorsunuz!.. -Eller AY'a biz yaya.., NASA & DİYANET (Alıntılar: UYANDIRMA SERVİSİ)



Ali Rıza Demircan, Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet  Misbah Demircan’ın babası
Von: eturkiyeyizbiz@googlegroups.com [mailto:eturkiyeyizbiz@googlegroups.com] Im Auftrag von NACI AKIN
Gesendet: Montag, 3. Dezember 2018 07:43
An: eTurkiyeyizBiz@googlegroups.com
Betreff: RE: [Turkish Forum - E Turkiyeyiz Biz] Demircan

16 Kasım 2018 Cuma

10 Kasım real politik?! "Hayrullah Mahmud Özgür/Cüneyd Şaşmaz" Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Mahir Kaynak'ın Kızı Deniz Ülke Arıboğan, - ATATÜRK Günümüz Türkçesi ile ifade edecek olursak, "Çok kutsal, mukaddes" midir!?

10 Kasım real politik?!

Hayrullah Mahmud Özgür
Cüneyd Şaşmaz


Soru şu:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ecnebice'siyle (Almanca'ya Lüksemburg üzerinden girmiş şekli ile) söyleyecek olursak; "sakrosankt" mıdır!?
Günümüz Türkçesi ile ifade edecek olursak, "Çok kutsal, mukaddes" midir!?
Nitekim...
Açık seçik söyleyecek olursak; ilahi dokunulmazlık seviyesinde kutsallığa sahip midir?!
El cevap:
Hayır!
Öyle olmuş olsa, istihbarat artığı kalem'ler sabah'tan akşam'a küfret(e)mezdi.
Kaldı ki; herkes Mustafa Kemal'i sevmek zorunda değil!
Ne var ki, "saygı" şart.
Ki...
Şu saat'ten sonra, "Saygısızlık" yapanı çıktığı deliğe sokarlar.
Neden, niçin, niye?!
Konjonktür değişti.
İhtimal odur ki, kayan eksen'den mülhem, 2019'da bazı kelle'ler aramızda olmayacak.
Zira...
Fransızcası ile ifade edecek olursak, devir "Largeur"a yani genişlik'e uygun değil!
Tam Türkçesi ile söyleyecek olursak, "aşırı hoşgörü, tepkisiz kalma" dönemi sona erdi.
Almancası ile söyleyecek olursak, "Vorrecht" yani "ayrıcalıklı ve başkalarından önde olma hakkı" el değiştirdi.
Hasılı:
Siyasal Laik bir çizgi "Büyük Resim" kapsamında yükselişte.
Ezcümle:
Mustafa Kemal Atatürk her daim "Plus ultra"!
Şahika'daki Türk, Atatürk.
https://hayrullahmahmudozgur.blogspot.com/2018/11/plus-ultra-veveya-pas-lekesi-nasl-ckar.html
Soru şu:
Laik'lik evrensel mi yerel mi?!
El cevap:
Laik'lik evrensel bir doğru.
Hakikat!
1786'da Fransa üzerinden yükselmiş ama Fransız değil!
1776, ABD.
Yani?!
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkçülük'ü de laik'tir, milli'dir, aynı zamanda yereldir.
Günümüz kavramı üzerinden söyleyecek olursak, "Glokal"dir.
Hem global hem de yerel!
Nüans?!
Soru:
İslamiyet, evrensel midir yoksa yerel midir?!
El cevap:
Evrensel'dir.
İslam, Allah'ın dünya'yı değil, yetmez, kainat'ı yönettiği sistem/yazılım'ın adıdır.
O zaman, İslam'ı Arapça'ya ya da Arap'ın zekasına, Laik'liği Fransızca'ya ya da Fransız'ın zekası'na indirgemenin ne manası var?!
Medeni devletler seviyesi aşılacak ise fasit daire'den çıkmak elzem.
Nüans?!
Mustafa Kemal'in Türkiyesi, İslam'ın emrettiği hiçbir evrensel değer'le uğraşmadı, hurafeleri içinden ayıkladı.
Mustafa Kemal'in Cumhuriyet'i, Laik'liğe içinde yaşadığımız dünya'nın gözü ile "ulusal" bir pencere açtı.
Demem o ki:
Devir, A'yı B'ye bağlama devri.
Demem şu ki:
Aynı şeyleri tekrar ederek farklı sonuçlar elde etmek mümkün değil ise evrensel değerleri ıskalamadan, dünyada genel kabul görmüş doğruların ışık'ında, İslam'a da Laik'liğe de özde ve/veya "saf" yani "milli dokunuşlar" yapmak mümkün.
Hasılı:
Dönem'in zor şartları içinde, Osmanlı'nın bakiyesini her türlü provokasyon'a, isyan dürtüklemelerine rağmen, aynı çatı altında tutmayı başarmış ise Gazi, Milyon'da 1'ler olarak biz'ler de, neden olmasın?!
Ezcümle:
Geçmiş'ten her şey alınır, bugün'ün sorun'ları için kopya çözüm alınmaz!
Demirel'in deyişiyle "Dün'ün güneşi ile bugün'ün çamaşırları kurutulmaz!"
Bugün'ün sorunlarını çözmek için çağ'ın ruhu'na uygun düşen stratejik akıl elzem.
Geçen gece HT'de, Büyük Sorular'da, (Mahir Kaynak'ın kızı) Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan vardı.
Yeni kitap'ı "DUVAR"ı anlattı.
http://denizulkearibogan.net/duvar/
Kitap'ı okumadım ama ekran karşısından dikkatle dinledim.
(Dünya tarihinde benzeri var mıdır bilmiyorum, kendi sesine dublaj yapan programın sunucusu müdahale etmese, daha da akıcı bir sohbet olabilirdi.)
Bu çerçeve'de birkaç katkı notu:
Prof. Arıboğan, "II. Dünya Savaşı'na akan süreç'ten farklı bir tablo yok" diyor.
"II. Dünya Savaşı çıkmadan önce de kimse çıkacağını tahmin etmiyordu", diye de ekliyor.
Yani?!
İçinden geçmekte olduğumuz zaman diliminde olduğu gibi durumu var.
Hal böyleyken:
1. Duvar'dan anlaşılması gereken, medeniyet duvarı!
Daha açık ifade ile söyleyecek olursak, Deniz Hanım'ın anlatımını, 2002'de Çırağan'da konuşma yapan Clinton'un "2 milyar dünyalı" argümanı üzerinden yorumlamak mümkün!
ABD'den Rusya'ya enerji bazlı güvenlikli otoyolu!
2. Duvar'ın önünde yani Batı Roma içinde CIA Gehlen Rothschild iletişim zinciri var.
Duvar'ın öte tarafında yine Rotschild'ın yönlendirdiği Doğu Roma istihbarat'tan mülhem ayak'a kaldırılan Çin var.
Çin, Afrika, Avrupa vb olmak üzere, Batı ile her yerde kafa kafaya rekabet'te!
Yeni duvar'ı, "Çin Seddi"nin yerine Çin'e karşı sed/duvar diye okumak da mümkün!
Sanayi 4,0 da Çin'in ucuz işgücüne verilen bir başka cevap.
3. Karşıt'ı olmadan hiçbir güç pozisyon'unu koruyamaz ise yeni dönem'de Çin, komünist Rusya'nın yerini alıyor, ABD'ye, AB'ye, ezcümle Batı Roma'ya karşı!
Putin ise Almanya üzerinden yeni süreç'in enerji tedarikçisi!
4. II. Dünya Savaşı'na akan süreç'te "Duvar", "future/gelecek" film'lerinde olduğu gibi, "Batı" ile The Others yani "Diğerleri"nin arasına çekiliyor!
Meksika ile araya çekilen duvar, Suriye ile araya çekilen duvar vb.
Yani, Dünya içinde yeni bir dünya ya da Roma yeniden inşa ediliyor.
Doğu/Batı Roma vb.
Büyük resim'de kaos'tan çıkması istenen, beklenen enstantane!
Ortak değerlere sahip yeni dünya düzeni!
5. Felsefeciler, tarihe geçmiş filozoflar, dünya tarihine yön veren dönem'in mutfak'larının aşçıları ise günümüz kordüğüm'ünün çözümü, 1776, 1789 değerlerinin içinden yükselmekte olan kozmik akıl'da saklı!
Türkiye bu çerçeve'de kararını verecek, hangi dünya'nın içinde yerini alacak?!
Osmanlı eksi dünya'ya aitti tarih oldu.
Laik Türkiye Cumhuriyeti yeni dünya değerlerinin içinden yükseldi!
6. Post modern harp kapsamında Batı'nın içinde istihbarat savaşları yaşandı, teröristler de taşeron şiddet işçisi.
Med Mezir kapsamında, Trump, Neo II. Dünya Savaşı'na akan süreç'i temsil ediyor.
Çözüm enerji bazlı sulh'ün yüksek matematiği üzerinden gelecek.
Küre'nin kilit taşı yine Anadolu, Türkiye üzerinde çatılacak.
7. Deniz Hanım, emeklilik günleri için sakin bir Ege kasabasına yerleşmekten bahsetti, zımnen Urla dedi.
İngiltere'de yapılan toplantı kapsamında, Rus istihbaratının açtığı sahte hesaplar üzerinden yönlendirilmek istenen ve aşırılığa kaçmaya müsait gençliğe, süreç'e dikkat çekti.
Siber savaşı anlattı.
Sinek büyüklüğünde dron'lar ile yapılan suikastler vb ise Türkiye'nin savunma anlamında geriden geldiğinin altını çizdi.
Batı CD kullanırken, VCD fabrikası açmak gibi ya da renkli televizyona geçildiğinde siyah beyaz tv fabrikası kurmak gibi, akıllı telefon vb.
Hasılı:
Sorun belli.
Çözüm belli.
A'dan B'ye ne kadar sürede varılacağı ise "ortak akıl"da saklı!
Voltran elzem.
Ezcümle:
“Sadelik; karmaşanın en son noktasıdır!”
Leonardo da Vinci
https://hayrullahmahmudozgur.blogspot.com/2018/11/voltran-veveya-hangi-duvar-kime-duvar.html
Hayrullah Mahmud Özgür & Cüneyd Şaşmaz

10 Kasım 2018 Cumartesi

Atatürk’ü Özlemek… "Arzu KÖK, Eğitimci/Araştırmacı-Şair ve Yazar" -On Kasımlarda ise bu algılama farklı bir boyut kazanır; varlığımızı muhtaç olduğumuz Gazi Paşa’nın bakışları üzerimde gezinir adeta… Bakışlarının ışığında sanki bir şeyler söyler gibidir; bir şeyler hatırlatmak istercesine derin derin bakar durur enginlere…

Atatürk’ü Özlemek…
Arzu KÖK, Eğitimci/Araştırmacı-Şair ve Yazar
Kasım genelde insana bir ninenin sararan benzini, aklaşan saçlarını, yılların izini taşıyan buruşuk yüzünü; çilenin, vefasızlığın, ihanetin, nankörlüğün derin acısını yansıtan bakışlarını; çatlaklar dolu nasırlı ellerini hatırlatır… Bahçelerde biriken sarı gazeller arasında canlı kalmaya çalışan, mevsimin yeşilliklerini temsil eden incecik dallı çimler, otlar, sümbüller, kasımpatılar ise geleceği, tabiatın doğurganlığını, doğanın ölümsüzlüğünü hatırlatır…
On Kasımlarda ise bu algılama farklı bir boyut kazanır; varlığımızı muhtaç olduğumuz Gazi Paşa’nın bakışları üzerimde gezinir adeta… Bakışlarının ışığında sanki bir şeyler söyler gibidir; bir şeyler hatırlatmak istercesine derin derin bakar durur enginlere…
Seslendiğini duyarım en derinlerden:
En büyük mirasım olarak bildiğim Cumhuriyet okulları
-“Hey çocuk, bak bu tarafa!
Duydum ki bazıları müstemleke muhtarı edasıyla, en büyük mirasım olarak bildiğim Cumhuriyet okullarında ve resmi dairelerde asılı duran resimlerime kafayı takmış; resimlerimin okullardan, devlet dairelerinden indirilmesini istermiş!... Andımızın kaldırılmasını istemiş ve de kaldırılmış. Okullarımızdaki eğitim laiklik çizgisinden uzaklaştırılmış, dini kisveye bürünmüş!... Hani bunların dışarıdan dayatılmasını anlarım da; kuyruk acıları vardır, sömürgeleştirmek istedikleri Anadolu’nun bağrında derslerini aldıkları için kinlerini kusuyorlar, anlarım onları… Fakat kurduğum Cumhuriyet okullarından yetişip bir yerlere gelen, hele Prof. ünvanı almış birilerinin benden, benim eserlerimden gocunmalarını anlayamıyorum… Cumhuriyet bunlara hiç mi bir şey öğretmedi?... Söyle bre çocuk söyle, hiç mi öğretmedi?...”

-“Iııı!...”
-“Peki çocuk!... Anlaşılan cevaplayamıyorsun bu sorunun cevabını… Daha kolay sorayım o zaman; Türk Milletiyle beraber kan akıtarak kurtardığım vatan toprakları üzerinde bu kadar hain nasıl oldu da bir araya geldi? Bu kadar mı haini bol bir millet oldunuz? Sonra, kurduğum laik Cumhuriyetin nimetlerini kullanarak, onun kutsal değerlerini ticaret matahı yaparak gizli ajandalarında yazılı amaçlarını gerçekleştirmek isteyen kadroları nasıl olur da işbaşına getirdiniz?... Söyle bakalım çocuk, söyle nasıl?...”

-“Iııı!...”
-“Hey, çocuk!... Savaş meydanlarında, piyonlarını cepheye süren Batı emperyalizmini yendiğimiz günleri hatırla… Yokluk ve sefalet içinde, hastalıklar içinde kıvranarak; yılların savaş yorgunluğu ve bir tek kişiye ram olma, ümmet olma düşüncesinin egemen olduğu bir ortam içinde; hürriyetini, onurunu, iffetini korumuş olan bu necip millet, her türlü olumsuzluğa rağmen Batı emperyalizmi karşısında diz çökmedi. Türk milleti adına, sözde milli irade adına, çirkin politikacı simsarlarının önüne neden geçmiyorsun? Nasıl oluyor da bu milletin, Batının şamar oğlanı olmasına izin veriyorsun? Sana emanet ettiğim Cumhuriyeti böyle mi koruyacaktın?...”

-“Iııı!...”
-“Hey çocuk!... Kırk yıldır kapısında bekletilen AB kuzulkurdasının varlığının yarın devam edeceğinden kim emin olabilir ki? Adam gibi adam, insan gibi insan olduğun zaman başkaları sana gelecektir… Bunu başaramadığın için başkalarının kapısında bekletiliyorsun! İstenmeyen yere neden illa da misafir olmak istiyorsun, söyle bakalım evlat? Senin sahip olduğun kudretin, yapay AB oluşumunda olmadığını ne zaman fark edeceksin ki?...”
“Sana karşı hırçınlığı, seni hakir görmeleri, aşağılamaları, komiserleri tarafından azarlanmalarının sebebi budur, bunu ne zaman anlayacaksın sen çocuk? Ne zaman kendi değerlerine, benliğine, öz varlığına dönüş yapıp, silkineceksin ve kendine geleceksin, ne zaman?...”
“Hiç mi kurtuluş mücadelemizi okumadın; hiç mi geçmişine dönüp bakmadın; hiç mi atanı-dedeni, ecdadını tanımadın? Ataların düşmanları, yani dünün düşmanları bugün de farklı şekillerde senin düşmanların; sadece çizmeli değiller, kravatlılar… Mütareke yıllarında, biz cephede savaşırken iç düşmanların varlığını, arkadan hançerlemelerini kimse anlatmadı mı?”
-“ Peki çocuk, Yırtık fotin, yalın ayak, yamalı esbap, çakaralmaz tüfekle savaşarak bu vatanı, Anadolu’yu düşmanın esaretinden kurtaran Mehmetçiğin çektiği sefaletin, açlığın, yokluğun, acının farkına hiç vardın mı?”
-“Sadece vatan ve bayrak diye tutuşan bir ruh, çarpan bir yürek, vatan için şehit olmaya yeminli, senin yarı yaşındaki o taze fidan gençlerin hikâyesini hiç okudun mu, okuttular mı sana?”
-“Hiç bahsettiler mi Çanakkale’de şehit olan 250 bin gencin hikâyesini?”
-“Kınalı kuzuların hikâyesini anlattılar mı sana; sizleri, onların eseri olarak tanımladığım öğretmenlerin anlattı mı?”
-“…???!!!...”
-“Tabii ki okutmadılar… Anlattırmadılar… İşlerine gelmez, onları bilmen…”
-“Bilirsen uyanırsın, vatan toprağına sahip çıkarsın…”
-“Uyutulman gerek… “
-“Dünyanın nefsanî zevklerini öne çıkarıp, bir vurdumduymazlık içine sokulduğun için bunlardan haberin olmuyor… “
-“Yurdunun her noktası farklı amaçlar için adeta işgal edilmiş; ister yerli uşaklar, ister yabancı ortaklar aracıyla olsun…”
-“Anadolu’nun yeniden kurtuluşu gerek, çocuk… Farkında mısın?...”
-“Sana niye emanet ettim ben bu ülkeyi?...”
-“Uyuyasın diye mi?...”
-“Har vurup harman savurasın diye mi?...”
-“Uyan, çocuk uyan!... Yarın çok geç olabilir…”
-“…???!!!!....”
Hele ki 10 Kasımlarda hep bunlar gelir kulağıma. Utanırım. “Affet beni Gazi Paşam, affet…” diye haykırasım gelir…
İçinde olduğumuz ve birilerinin refah ufkuna doğru yol aldığını sandığı geminin çok hızla su almakta olduğunu, yakında bir karaya ya da sivri kayalara bindirme tehlikesinin varlığını görebiliyor muyuz?…
Bu toplumun uyuyakalmasını söyleyerek onu uyutmaya çalışanlar yazık ki, gizli ajandalarını gerçekleştirme yolunda hayli mesafe aldılar…
Umuyorum ki uykuda olanlar bir an önce uyanır ve üzerindeki rehaveti atar ve silkelenip kendine gelir…
Ülkenin kaderine el koyar, vatan topraklarına sahip çıkar…
Umalım ve bekleyelim...
Bakalım bu 10 Kasım’da Gazi Paşanın uyarıları sonuç verecek mi?...
Arzu KÖK

2 Kasım 2018 Cuma

ALİ NAİLİ ERDEM (*) 29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız (95. Sene-i Devriyesi) Hayırlı, Kademli ve Kutlu Olsun - 95. Kuruluş Yıl Dönümü (Ulusal Haber Gazetesi & Ulusal Ajans.ÖZEL) Mesajı (ANKARA)

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız

Ali Naili ERDEM
Sanayi, Çalışma ve Milli Eğitim Bakanı
1, 2, 3, 4 ve 5. dönem İzmir Milletvekili.
Demokratlar Kulübü Onursal Başkanı


Yeri doldurulamayacak bir deha. Özgürlük ve bağımsızlık aşkıyla yanıp tutuşan bir lider. Karanlıkları aydınlığa kavuşturan bir Türk sevdalısı, bir yüce ruh olarak yeni bir devlet ve yeni bir milletin mimarı Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.
Artık dünyada bağımsız bir Türk devleti vardır.
Ve ebediyen var olacaktır.
“Türkün unutulmuş meziyetleri geleceğin yüksek uygarlık ufkundan bir güneş gibi doğacaktır” sözleri halk idaresinin iktidar olacağının dile getirilişidir
Bitmiş, tükenmiş ve parça parça yok edilmiş Osmanlı imparatorluğunun Sevr’de cenaze töreni hazırlanmışken, “Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini” mısraını haykırarak destanlar yazan “SARI MUSTAFA”cumhuriyeti kurmayacaktı da ne yapacaktı. Ömrünü tamamlamış ve batılı emperyalistlere teslim olmuş sultanlığı mı devam ettirecekti. Bin bir ihanetin ve entrikanın içinde Gök kubbenin gördüğü en büyük imparatorluğun yıkılışını devir mi alacaktı. Yoksa tarihin sayfalarında unutturulmağa çalışılan Türk’ün yok edilmesine seyirci mi kalacaktı?
HAYIR!..
O, karakterce demokrat, inanç bakımından özgürlük rejimcisiydi.
ESARETE HAYIR!..
KÖLELİĞE, EZİLMİŞLİĞE evet demektense Atalarımız gibi dövüşe dövüşe ölmeyi tercih ederiz nidalarıyla Sakarya’yı, Dumlupınarı, büyük taarruzu zaferlerle donatarak insanca yaşamanın yolu olan cumhuriyeti çizmiştir.
Milletin doğuşu olan kurtuluşun ardından “Devlet siyasetinin bir şahsın aklından değil halkın vicdanından çıkması gereklidir” ilkesi ile TBMM kurulmuş egemenliğin kayıtsız, şartsız millette olduğu yeni devletin kalbi olarak bütün Dünyaya duyurulmuştur
Cumhuriyet bir faziletler buketidir.
Özgür düşünce, özgür fikir ve gönülden yaşanılır aydınlık bir dünya. Bir uygarlık iklimidir cumhuriyet. Hukukun üstünlüğünde güven içinde yaşamaktır. Dahası adil düşüncelerin iktidarı ile aklın ve ilmin berraklığında taassubun her çeşidinin yok edilmesidir. Laiklik bu anlayışın içinde yerini almıştır. Farklı inançların ayni topraklar üzerinde yan yana yaşamasını temin eden laiklik batının bir kopyası olmayıp bizim yaşamımızın ürünüdür.
Milli irade ile bezenmiş olan Cumhuriyet öylesine bir kara sevdadır ki ülkenin bütün fertlerini bünyesinde yaşatırken hoşgörünün ve eşitliğin temin ettiği huzur ortamında korkusuz yaşamanın mutluluğunu verir.
Şu kesin olarak bilinmelidir ki; "Büyük kurtarıcı cumhuriyeti kurmasaydı bugün Ezanla şenlenen minareler çoktan çan kuleleri olurdu." 
Her türlü ayrıcalığı ret eden Atatürk, Cumhuriyetin toplayıcı niteliğini esas alarak “Birimiz hepimiz için. Hepimiz birimiz için” anlayışını egemen kılmıştır. Hiç kimsenin ne doğdukları yerlere baktılar ve ne de tenlerinin rengine. Kan tahlillerinin peşinde de koşmadılar: Laboratuvar milliyetçiliğini ret ettiler. “Ne Mutlu Türküm Diyene” anlayışını cumhuriyetin amentüsü yaptılar. Bu anlayışla devlet milli, okul milli, müfredat milli olmuştur.
Milletleri “hür ve bağımsız kıldığı gibi köleliğe tutsak eden de” eğitimdir anlayışı top yekun bir eğitim seferberliğini başlatmıştır ki bu ancak cumhuriyet rejimi içinde mümkündür. Bu yapıldığı gibi ayni zamanda “kazandığımız askeri zaferler ekonomik zaferlerle taçlandırılmalıdır” ilkesi hayata geçirilmiş ve Türkiye bir şantiye olmuştur. Zengin bir Türkiye. Hiç kimseye muhtaç olmadan kendi ayakları üzerinde yürüyen; yürüdükçe büyüyen, yenileşen, yenileştikçe yürüyen bir Türkiye hedef kılınmıştır.
“Bu vatan; Çocuklarımız ve gelecek kuşaklar için, cennet yapılmaya layıktır. Bu ekonomiyle olacaktır” sözleri cumhuriyetin önemini perçinlemektedir. Bunun içindir ki, darmadağınık topraklar üzerinde Türkiye Devletini kurma mucizesini yaratan Atatürk Cumhuriyet, Adalet, Hukuk ve Demokrasi sevdalısıdır.
Demokrasinin tam ve en belirgin hükûmet şekli olan Cumhuriyet bizim gerçeklerimizin ürünüdür. Kopya olmadığı gibi taklitte değildir. Bize özgü yapısıyla bir başka benzeri de yoktur.
Ahlâk üstünlüğüne dayanan bir ülkü olan Cumhuriyet, Türk milletinin yaradılışına va alışkanlıklarına en uygun düşen yönetimdir. Halkın hiçbir dönemde Cumhuriyetten bir şikayeti olmamıştır. TBMM den de bir sıkıntısı yaşanmamıştır. Elinde bayrağı, dudağında istiklal marşı ile uygarlık yolunda “Yüksek Türk, yüksel, senin için yükselmenin hududu yoktur” inancı ile Cumhuriyete sahip çıkmıştır.
“Türkiye Cumhuriyeti her manası ile büyük Türk milletinin öz ve aziz malıdır. Kıymetli evlâtlarının elinde daima yükselecek ve ebediyen yaşayacaktır.” (29/Ekim/2018 & Ali Naili Erdem)

(*) ALİ NAİLİ ERDEM:
1927 İzmir, Kemalpaşa doğumlu ve Ankara Hukuk Fakültesi mezunu Avukat.
1961-1980 arası 1, 2, 3, 4 ve 5. dönem İzmir Milletvekili.
Sanayi, Çalışma (iki defa) ve Millî Eğitim Bakanlığı yaptı. 1980 askeri darbesinden sonra ülkenin çeşitli İl ve İlçelerinde konferanslar verdi. Radyo ve Televizyonlarında konuşmalar yaptı.
Demokratlar Kulübü Derneği Onursal Başkanı Erdem, evli ve üç çocuk babasıdır.

14 Ağustos 2018 Salı

ÜÇ ARTI BİR VEYA ÜÇÜN BİRİ "Rifat Serdaroglu" -Kimse lafı yandan dolaştırıp, karnından konuşmasın. "PARTİ DEVLETİ=DİKTA" ve "FİKİR FAHİŞELERİ" Toplam: Üç Güncel Makale

ÜÇ ARTI BİR VEYA ÜÇÜN BİRİ
Rifat Serdaroglu
Kimse lafı yandan dolaştırıp, karnından konuşmasın.
Bu iş, kimsenin şahsi veya siyasi çıkarı meselesi değildir. Bu yüzden açık konuşun. Korkmayın, en az Kurtuluş Savaşında can veren dedelerinizin cesaretinin zekâtı kadar cesur olun.
Konu, ülkenin geleceği ve güvenliği meselesidir.
Evlatlarınızın, ailenizin geleceği için bile konuşamayacaksanız ve Güler Sabancı gibi yağcılık yapmaya devam edecekseniz, yazının bundan sonrasını okumayın ve lütfen bizden uzak durun…
2002 yılından beri Türkiye’yi “TEK BAŞINA” ERDOĞAN yönetir.
Bakanlardan milletvekillerine, sivil ve askeri bürokrasiden bölge müdürlerine, hangi cemaatin devlete sokulacağına, kimin zindana atılacağına Erdoğan tek başına karar verir. (Ver Papazı, al Papazı, yargıda yapalım şeyini)
AKP’de “ŞARTSIZ İTAAT” geçerli olduğundan, herkes Erdoğan’ın hoşuna gidecek şekilde konuşur. Bu yüzden Bakan- Milletvekili- Bürokrat- Danışman, doğruları Erdoğan’a söyleyemezler.
Yıllardır yazıyoruz, söylüyoruz;
“Krizi çıkaran borçtur. Bu kadar borç aldınız, borçla ÜRETİM DEĞERİ olmayan inşaatlar yaptınız. Bu borcu çeviremezsiniz, batarız” dedik. Her aklı başında yönetici, ekonomist bunu söyledi ama siz dinlemediniz. Üstelik sizi uyaranları muhalif diye hapse attırdınız.”
Şimdi sizi uyardığımız noktaya geldiniz. Akıllanıp çare arayacağınıza yine kendinizi ve milleti kandırmaya başladınız. Yok faiz lobisi imiş, yok dolar lobisi imiş, yok Trump imiş! Suçu başkalarına atıp kurtulma çabasındasınız.
Bu dediklerinizde haklı olsanız bile iktidar tek başınıza sizsiniz, engel olsaydınız! Bu sebepten;
Yaşadığımız ekonomik ve siyasal krizin TEK SORUMLUSU ERDOĞAN’DIR…
Devlet yönetiminde YETKİ kimde ise SORUMLULUK da ondadır.
Yanlış yapmayacaktınız, dışardan müdahale varsa engelleyecektiniz.
Siz çocuk mu kandırıyorsunuz?
Türk Milletini, burunlarından yakaladığınız Güler Sabancı gibi yağcılardan mı sanıyorsunuz?
Namusuyla çalışan, çoluk çocuğunun nafakasını çıkarmak için ter akıtan insanlarımızı ne hale soktuğunuzun farkında mısınız?
Son 1 yılda Türk Lirası, ABD Doları karşısında %100 geriledi.
Bu bal gibi enflasyondur. Sene başında 1 TL’ye aldığımız malı bugün 2 TL’ye alıyoruz.
Bu herkesin fakirleştirilmesi demektir.
2002’den bu yana TUİK rakamlarına göre uluslararası tefecilere 800 MİLYAR TL FAİZİ siz ödediniz siz!
Türk Milletinden aldınız, yabancı tefecilere verdiniz.
Bir Japon siyasetçi veya bir Alman şansölyesi, ülkesini bu hale düşürseydi, ne yapardı, hiç düşündünüz mü?
Siz hiç olmazsa istifa edin. Her onurlu siyasetçi gibi.
Hep söylüyorum Sayın Erdoğan;
Siz, Sultan-Padişah-Şah-Kral değilsiniz.
Siz, yeterli eğitimi olmayan sıradan birisiniz. Demokrasinin nimetlerinden yararlanıp, seçim oyunlarıyla belli bir zaman dilimi için ülke yönetimini üstlenen bir vatandaşsınız. Süreniz bitince nasılsa gideceksiniz.
Daha kötü durumlara düşmeden, milleti de düşürmeden istifa edin, bırakın bilenler ülkeyi bu bataktan kurtarsınlar!
Neden “İstifa edin” diyorum biliyor musunuz?
Siz bu anlayışınızla, orada durduğunuz müddetçe hiçbir şey düzelmez de ondan!
Bugüne kadar ki tavrınıza bakınca bu öğütü de tutmayacağınız belli oluyor.
Hiç olmazsa o zavallı damadınızı ortaya atıp, çocuğu malamat etmeyin.
Piyasa kurtlarını, ÜÇ ARTI BİR modeli ile kandıramazsınız.
Sonunda ÜÇ te onların, ARTI BİR de onların olur!
ÜÇÜN BİRİ kimin elinde kalır, orasını da yaşarsak göreceğiz…
Not; Sayın Erdoğan! Türk Milleti kendisini tehdit edesiniz diye size oy vermedi.
Siz, bizzat kendiniz 24 Haziran’da seçimi kazanırsanız, ekonomiyi düzelteceğiniz sözünü verdiniz. Sizin kimseye bağırmaya azarlamaya yetkiniz yok.
Bilin ki her bağırdığınızda her tehdit ettiğinizde hem demokrasiden uzaklaşıyorsunuz hem de dövizi arttırıyorsunuz. Bu tarz konuşmaya devam ederseniz, ekonomik çöküntüyü “Federe İslam Devletine” gidişin yolu olarak gördüğünüz anlamı çıkar ki bu Türkiye’yi kaosun kucağına atar.
Lütfen, istifayı bir daha ve ciddi olarak düşünün. Kuralı siz koymuştunuz!
“İstediğimiz Başkanlık sistemine geçmiş bulunuyoruz. Ben dahil kimsenin mazeret hakkı kalmadı. Yapamayan gider, yapacak olan gelir.” Erdoğan…
Sağlık ve başarı dileklerimle 13 Ağustos 2018
Rifat Serdaroğlu

PARTİ DEVLETİ = DİKTA
28 Nisan 2017 tarihindeki “Parti Devleti” başlıklı yazımda, Erdoğan’ın T.C Devletini süratle “Parti Devletine” dönüştürdüğünü ve bunun Türk Milleti için büyük bir felaket doğuracağını yazmıştım.
Yazdım da ne oldu?
Dikkatli okurlarımdan destekleyen mesajlar geldi, mahkemeden celp geldi, yargılandık ve tazminata mahkûm olduk, zar zor ödedik! Olan bu!
Hiçbir siyasi parti yetkilisinden “Arkadaş sen ne diyorsun? Biz buna geçit vermeyiz, hazırlığımız var, rahat ol” diyen “Olmaz kardeşim, senin gözünü Tayyip düşmanlığı bürümüş. Öyle şey olur mu” veya “Doğru diyorsun, ne yapmalıyız” benzeri bir yanıt almadım.
Ya ben çok evhamlıyım ya mevcut partiler kör ya da hepsi cahil ve ihanet içinde!
Maalesef ben haklı çıktım, çıkmaz olaydım…
Tarafsız (!) Başkan Erdoğan aynı zamanda Saray’da oturan, devletin tüm olanaklarını kullanan taraflı AKP Genel Başkanı!
AKP İl Başkanları devletin valisi, devletin Valileri ise AKP İl Başkanı gibi!
AKP İlçe Başkanları da analarından Kaymakam doğmuş gibi!
Tam bir “Milli Şef” dönemi!
Sistemin tıkandığı nokta tam da burası!
Artık toplumun gözünde AKP’yi eleştirmek, devleti eleştirmekle eşdeğer tutuluyor.
Kimse AKP denen ve tek kişi tarafından yönetilen, menzili FETÖ ile aynı olan, Anayasa Mahkemesi tarafından sabıkalı ilan edilen cemaati, devlet güvenlik güçlerinin, Yargının, Maliye’nin korkusundan eleştiremiyor bile!
Parti Devletinin en kötü tarafı, Yargı mensuplarının ve tüm bürokrasinin de AKP teşkilatlarının emrine girmiş olmasıdır.
Yargıç karar verirken bir gözü Saray’da olursa, bir hastane Başhekimi geçici temizlik işçisini işe alırken gözü AKP İl veya İlçe başkanında olursa, o devlet “Parti Devleti”, sistemin adı da “Dikta Yönetimi” olur.
Sonra da başınıza gelmedik bela kalmaz. Dünya üzerinde yapayalnız kalırız, milli servetimiz güneşi gören kar gibi erir gider, çökertiliriz…
Demokratik düzenlerde ülkenin muhalefet partileri, iktidarın böyle sapkın bir uygulamaya kalkışması halinde dünyayı ayağa kaldırırlar, yaptırmazlar.
Çünkü demokrasi, aynen hamilelik gibidir! Ya hamilesinizdir ya değilsinizdir.
Ya demokratsınız ya da değilsiniz. Öyle “az hamilelik” falan olmaz.
Tıpkı “Az demokrasi”, “Türk tipi demokrasi” olamayacağı gibi…
Partilerimiz ne yapıyor?
Bahçeli, Akşener kendisine rakip çıktığında kongreden kaçmadı mı? Öyle bir kaçtı ki, kendini Saray’ın kucağında buldu!
Kılıçdaroğlu, kendi delegelerinden kaçmıyor mu?
Akşener, Tivit ile istifa eden ilk Genel Başkan! Nerede en değerli arkadaşları?
Uysal; Kendini İYİ Partiye milletvekili seçtirdi! İşi bitti!
Türkiye yanıyor, bunlardan tık yok!
Allah rızası için söyleyin; Sizler ne işe yararsınız? Niçin varsınız?
Tüm belediyeleri AKP’ye teslim etmeden o koltuklardan kalkmayacak mısınız?
Ya bu partilerin Milletvekilleri? Sizler ne işe yararsınız?
Bi gidin be arkadaş! Türk Milleti sizlere ömür boyu bakmak zorunda mı?
Batsın sizin Genel Başkanlığınız da milletvekilliğiniz de hırslarınız da!
Nasıl AKP, 17 sene içinde ülkeyi batma noktasına getirdi ve başarısız olduysa, sizler de aynı suçun gönüllü ortaklarısınız, anlayın artık.
İlla elimize sopa alıp ta kovalamak mı lazım?
Bırakın Türk Milletini bir başına! Düşün artık milletin yakasından.
Batacaksak da kendi kendimize batalım! Anlayın, sizlerle birlikte batmak bile istemiyoruz artık!
Varlığınızla, Türk Milletinin mücadele gücünü engelliyorsunuz.
Bizler, tıpkı Kurtuluş Savaşı öncesi tüm ülkede Türk Milletinin sağduyusu sayesinde nasıl örgütlendi isek, yine yaparız.
Bir Papazın yüzünden aşağılanmaktan utanmayan çapsızları geldikleri yere göndeririz ve dikta ne imiş, demokrasi ne imiş herkese öğretiriz. Vesselam…
Sağlık ve başarı dileklerimle 10 Ağustos 2018
Rifat Serdaroğlu

FİKİR FAHİŞELERİ
Bizim lügatimizde fikri namusu oluşmamış, inanmadığı halde menfaati için her kalıba giren, yaşadığı vatanına, kendisini doğuran anasına bile ihanet edecek yapıda olan şerefsizlere “Fikir Fahişesi” denir.
Kadın veya Erkek olmaları hiç fark etmez, hepsi aynıdır.
Bunlar bir de siyasete ve bürokrasiye kapağı atarlarsa, tam bir yıkım elemanı gibi çalışırlar. Bunları yakalayıp, toplum önünde ifşa etmek, ülke aydınlarının görevidir. Bu görev hiç ihmal edilmemelidir.
Fikir Fahişeleri, toplumun ahlakını, gelenek ve göreneklerini, bir arada saygı ve hoşgörü içinde yaşamak arzumuzu yok etmeye çalışan toplumsal seri katillerdir.
Ben siyasi yaşamım boyunca çok sayıda fikir fahişesi gördüm.
Dün “Hırsız” dediğine bugün “Evliya” diyeni, üç kuruş menfaati uğruna dün hain dediği kişinin önünde kırk takla atanı, babasının malı imiş gibi vatanı ve makamlarını satanları gördüm.
Gücümün yettiği kadarıyla bu arızalı tiplerle mücadele ettim. Görev yaptığım kulvarda bulunanları siyaset dışında tutmaya gayret ettim. Başka siyasi kulvarlarda olanları da ifşa ederek uzaklaştırmaya çalıştım.
Bugün sizlere bu fikir fahişelerinden bir örnek vereceğim. İsim yazmayacağım ama nasıl ki; “İki kanadı iki ayağı gagası var, uçar” deyince bunun kuş olduğu anlaşılıyorsa, bu sahtekârları sizler hemen tanıyacaksınız. Fakat onlar kalkıp ta “Bahsedilen şerefsiz benim, yazara dava açacağım” derlerse, yargıda hesaplaşmak ve bunları “Tescilli Fikir Fahişesi” olarak tarihe kaydettirmek bizim için zevk olur…
Adam tescilli Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı bir şeriatçıdır.
Bu zehrini kusmayı her fırsatta ve her zeminde görev bilir, hastanede yatarken bile Atatürk’e küfretmeyi sürdürür.
Tarihçi geçinir ama kendi soyunu bilmez.
Son Türk Devletinin kurulmasına ve bugün kendisinin özgür bir insan olarak yaşamasına neden olan, Kurtuluş Savaşını “keşke Yunan kazansaydı” diyecek kadar müptezel bir fikir fahişedir.
Ülkeyi yönetenler, “Behey alçak! Şeriat istiyorsan git Suudilerle yaşa” diyeceklerine üzerinde bu yobazın resmi bulunan pul basılması için izin verirler!
Cumhuriyet Türkiye’sinde, Cumhuriyet ve Atatürk’e küfreden bir fikir fahişesinin, resimli pulunun basılmasına izin veren bürokrat müsveddesine soralım;
Eyy maaşını Türk Milletinin ödediği vergilerden oluşan millet bütçesinden alan soysuz!
Sen de pulunu bastığın yobaz gibi mi düşünüyorsun?
Sen de mi Atatürk ve Cumhuriyet düşmanısın?
Sen her parasını verenin resimli pulunu basar mısın?
Örneğin, parasını verse 54 bin vatandaşımızın kanına giren İmralı’daki bebek katilinin de resimli pulunu basar mısın?
Ya da FETÖ’nün liderinin resimli pulunu basar mısın?
Reza Zarrab parasını döviz olarak öderse, onun da resimli pulunu basar mısın?
Zafer Çağlayan’ın kol saatiyle, Egemen Bağış’ın çikolata kutusuyla birlikte resimli pullarını basar mısın?
FETÖ için 1 TL madeni para basımına izin veren siyasetçi ile, senin gibiler arasında ne fark var? De hele!
İkiniz de bal gibi fikir fahişesisiniz. Sizden hesap sormayandan, Türk Milleti elbette hesap soracaktır…
Not; Yazı günüm olmamasına rağmen bu yazıyı Yargıtay Başkanlığı yapmış bir hukuk duayeninin “Nerede bu devlet” feryadı ve ısrarı ile yazdım.
Yarın görüşmek üzere…
Sağlık ve başarı dileklerimle 09 Ağustos 2018
Rifat Serdaroğlu

26 Temmuz 2018 Perşembe

TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR "İsmail MÜFTÜOĞLU" - ​Özellikle; “Kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, cinsiyet eşitliği gibi kavramlara dayanan ‘hukuk’ eliyle Türk insanı formatlanmaktadır. Tanzimat ve Islahat Fermanı ile başlayan hukuki metinlerle Türkiye’yi dizayn etme süreci, bugün TMK (Türk Medeni Kanunu) ve TCK (Türk Ceza Kanunu)’ndaki değişiklikler, İstanbul Sözleşmesi, 6284 Sayılı Kanun, Hayvanları Koruma Kanunu, Cinsel İstismar Yasa Tasarısı gibi hukuki metinlerle (maalesef) devam ediyor.”

TÜRKİYE NEREYE KOŞUYOR
İsmail MÜFTÜOĞLU
​​i-muftuoglu@hotmail.com

​Türkiye’nin temel dayanakları gün geçtikçe, her gün biraz daha çok erozyona uğramakta ve yozlaşma daha ziyade artmaktadır. Yani tarihi, milli ve manevi değer anlayışımızda bozulma, büyük bir hızla devam etmektedir.

​Toplumumuz, maalesef kanuni düzenlemelerle, ahlaken daha çok çökertilmekte, din anlayışımız, milli hasletlerimiz kuraklaştırılmakta, böylece maneviyatımız daha çok tahrip edilmektedir. Neticede bir kaos ve bu kaos içinde de bir mücadele zemini oluşturulmaktadır.

​Sonuçta öyle bir yapılanmaya varılacak ki, Allah’ın kanunları değil, algı operasyonları sonucunda makinelerin, bilgisayarların söyledikleri dikkate alınacaktır. Zira küçük bir elit grup, gelecekteki hayat şeklini biçimlendirebilecektir.

​Bu nevi çalışmalar bugün hem ABD’nde ve hem de İsrail’de yapılmaktadır. Emperyalist ülkelerin ve küresel sermaye çetelerinin tüm gayretleriyle, bu projeleri realize etmek için çırpınıp, durduklarını görüyoruz. Böylece emperyalist devletlerin ve küresel sermaye çetelerinin niçin eşcinselliğe bu kadar yoğun bir emek harcadığı daha iyi anlaşılmaktadır.

​Malum, eşcinsellik küresel bir projedir. Bu projeye neden bu kadar ciddi bir yatırım yapılmaktadır? Çünkü bu projenin kötü politik sonuçları vardır. Kur’an-ı Kerim’de; “Ateşe çağıran önderler” dediği bir grupları ve karar verici bir merkezleri bulunmaktadır.

​Bu grup ve merkezlerin çok önemsediği bazı projeler vardır. Yazar Mücahit Gültekin’e göre, bu projelerin başında gelenler; “ölümsüzlük, yapay zeka, insanı kopyalama, geleceği okuma, düşünceleri okumadır. Onun için küresel düzen kurucuları bilgiye ve bilmeye bu sebeple büyük önem veriyorlar. Her yerde hazır ve nazır olduklarını diyebilmek için bu gereklidir. Şimdilik bu düzeyden uzaktırlar. Ama şeytan onları ümitlendiriyor.

​Örneğin facebook ve cep telefonları, elektronik yazılımı olan arabalar vs vasıtasıyla bizim nerede olduğumuzu, konumumuzu bilebiliyorlar. Ya da elektronik çipi olan kimlik kartımız yanımızda olduğu sürece nerede olduğumuzu bileceklerdir. (Çünkü) bu kimlik kartları muhtemelen harekete, sese, kokuya ve düşünceye duyarlı(dır.) şu anda yaptıkları Allah’ın kurmuş olduğu düzende yaramazlık yapmaktan başka bir şey değil.

​Eşcinsellik, düzeni değiştirebilmenin mikro bir uygulamasıdır. Hemen belirtelim ki, Türkiye halkı batının kültürel, bilimsel operasyonlarına açık bir ülkedir.” Zira memleketimizde milli ve manevi terbiyenin ihmal edilmesi bizi küçültmüş, Avrupa’yı büyütmüştür. ‘Biz ne kadar geriyiz’, ‘hayat Avrupa’dır’, ‘Türk ve Müslüman olmak ayıptır’, ‘hele Müslüman olmak vahşi olmakla müsavidir’ kompleksi sonucu, Avrupa sadece ruhlarımızı fethetmiş değil, ifsat da etmiştir. Çünkü Türkiye de elit (çok az bir kısmı hariç) yukarıda anlattığımız siyasal ve kültürel hiçbir gelişmeyle yeterince ilgilenmemekte, bu operasyonlara karşı halkı bilgilendirmemekte, bu operasyonlara karşı direnmemektedir.

​Özellikle; “Kadın hakları, çocuk hakları, hayvan hakları, cinsiyet eşitliği gibi kavramlara dayanan ‘hukuk’ eliyle Türk insanı formatlanmaktadır. Tanzimat ve Islahat Fermanı ile başlayan hukuki metinlerle Türkiye’yi dizayn etme süreci, bugün TMK (Türk Medeni Kanunu) ve TCK (Türk Ceza Kanunu)’ndaki değişiklikler, İstanbul Sözleşmesi, 6284 Sayılı Kanun, Hayvanları Koruma Kanunu, Cinsel İstismar Yasa Tasarısı gibi hukuki metinlerle (maalesef) devam ediyor.”

​Hazırlanan ve çoğu realize edilen kanun ve sözleşmeler sonucunda, Türkiye’nin şimdi geldiği durumu, yazar Mücahit Gültekin’in şöyle özetlediğini görüyoruz:

1- Türkiye’de aile dağılıyor, kadın kocasından, koca çocuğundan ayrıştırılıyor, kısa bir süre sonra çocuk da anasından ayrıştırılacak, aile kamu denetimine açılacağı gibi, çocuğun kamulaştırılması söz konusu olacaktır. 6284 sayılı kanun tamamen ailenin yok edilmesi amacına yönelik hazırlanmıştır.

2- İnsan ve hayvanın ontoljik olarak eşitlendiği bir düzen kuruluyor.

3- Cinsellik yaşı düşüyor ve çocuklar LGBT (lezbiyen, gay, biseksüel, transseksüel) kuruluşlar tarafından ayrımcılık yapmama, nefret söylemine karşı bilinçlendirme, toplumsal cinsiyet eşitliği hakkında bilgilendirme bahanesi ile eşcinselleştiriliyor.

Örneğin 2005’de Türkiye’de kurulan Türkiye’nin ilk eşcinsel derneği KAOSGL iki aylık bir dergi yayınlıyor. 1994’ten beri çıkan derginin Mayıs 2017 sayısı çocuk tema’sına ayrıldı. Ayrıca dernek 2014 yılında (LGBT) çocuklar için ne yapmalı, ayrıca LGBT çocuklar ile çalışan öğretmenler için kılavuz kitabı başlıklı bir çalışma yayınladı.

4- Ülkemizde çocuklar (maalesef ana babaların vurdumduymazlıkları sebebiyle) manken olarak kullanılıyor ve çocuk defileleri yapılıyor.

5- Eşcinsellik Anayasa’nın da üstünde yer alan uluslar arası sözleşmelerle legal güvence altına alındı. 2011 yılında imzalanan İstanbul Sözleşmesinin 4. Maddesi bu güvenceyi vermektedir.

6- 6284 sayılı kanun kadının kocası hakkındaki şikayetini delilsiz, belgesiz doğru kabul etmektedir. Kanun bu yönüyle hukukun evrensel ilkesi olan masumiyet karinesini hiçe saymaktadır. Bunun sonucunda her yıl yaklaşık 120-130 bin koca evinden uzaklaştırılmaktadır. İlginç olan şey, kadın şikayetinden vazgeçse bile devlet bunu kabul etmemekte, süreç kamu davası olarak devam etmektedir.

7- Türk Ceza Kanununda 2004 yılında yapılan değişiklikle ceza kanunundan edep, ahlak, ırz, namus gibi kavramlar çıkartılmış ve asıl önemlisi evlilik içi tecavüz kavramı getirilmiştir. Bunun sonucunda kocalar devlet tarafından tecavüz suçundan tutuklanmakta, 10-15 yıl gibi cezalara çarptırılmaktadır.

Adalet Bakanlığından alınan bilgilere göre 4000 kocanın karısına tecavüz suçundan hükümlü bulunduğu bildirilmektedir.

8- 1988 yılında yapılan değişiklikle süresiz nafaka uygulaması getirildi. Buna göre koca eşiyle bir gün evli kalsa ömür boyu nafaka ödemek zorundadır.

9- 2015’de üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliği dersi zorunlu hale getirildi.

10- Milli Eğitim Bakanlığı toplumsal cinsiyet eşitliğini uyumlu bir şekilde yeniden yapılandırmaya başladı. Milli Eğitim Bakanlığı 2016 yılında toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı okul standartları el kitabını yayınladı.

11- 2009 yılında Adalet Bakanlığı ile imzalanan protokole göre, 326 aile mahkemesi hakimi ve savcısına toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilmiştir. 2010 yılında da diyanetten sorumlu Devlet Bakanlığı ile imzalanan protokolle 17.000 din görevlisine cinsiyet eşitliği eğitimi verilmiş, 2015 yılına kadar da 100.000 devlet personeline bu eğitimin verilmesi planlanmış bulunmaktadır. 2016 yılında 71.000 polise de bu konuda eğitim verilmiştir.

12- Avrupa Birliği tarafından fonlanan dernekler tarafından Türkiye’nin dört bir yanında yüz binlerce kişiye toplumsal cinsiyet eşitliği, cinsel yönelim eğitimleri verilmiş ve elan verilmektedir.

13- Toplumsal cinsiyet eşitliği ve eşcinsellik konusunda (sadece Milli Görüş partileri hariç) Ak Parti, CHP ve HDP arasında bir farklılık görülmemektedir. Bu konular ilginç bir şekilde, hiçbir parti tarafından TBMM’nde, hiçbir tartışma konusu olmamıştır.

Ne hazindir ki, bu kanuni düzenlemeler Ak Parti hükümetleri döneminde yapılan düzenlemelerdir. Üstelik medyanın bu tür haberleri, istismar, ensest, aile kurumunu yok eden haberleri veriş tarzı da, aynı amaca hizmet etmektedir.

​Makalenin başından beri kaydettiği hususlar ve ülkemizdeki hukuki düzenlemeler dikkate alındığında, ülkemizin geleceğini düşünmek bile istemiyoruz. Bu konudaki ikinci makalemizde, gelecekte nasıl bir Türkiye ile karşılaşacağımız ele alınacaktır. Bu meselelerde kindar değiliz, aslında bu nevi konularda kindar olmak bir fazilettir. Yanlışa husumet beslememek büyük kabahattir. Bu durumlardan kurtuluşumuzun tek çaresi, ancak ve ancak ahlak seferberliğidir.​ ​Selam doğru yola uyanlara olsun.(Taha/47). Cağaloğlu – 24.07.2018