21 Aralık 2015 Pazartesi

Rusya krizi Gümrük Müşavirlik Şirketlerinin kapanmasına sebep oldu.

Rusya krizi; Sektörün itici gücü ve Lokomatifi "Gümrük Müşavirlik Şirketlerinin kapanmasına" sebep oldu...
İstanbul’da bulunan ufak çaplı Gümrük Müşavirlik şirketlerinin Rusya Krizi ve Irak’ın da Türk mallarına ambargo koyması nedeniyle ihracat yapamaz hale gelen ihracatçı firmaların gümrük işlemlerini yapamadıklarından, iş kaybı, talep daralması ve transit akışın neredeyse durması nedeniyle zor duruma düştüler. Gelirlerinin giderlerini karşılayamaz hale gelen Gümrük Müşavirlik şirketleri, şirketleri tasfiye etmeye başladılar.
EN BÜYÜK DARBE
En büyük darbeyi Hızlı Kargo şirketleri yemiş bulunmaktadır.
Rusya’ya hızlı kargo işi yapanların acentelikleri iptal edilmektedir.
Emekli olduktan sonra emekli maaşlarına katkısı olsun diye Gümrük Müşavirlik Şirketlerine Gümrük Müşaviri olarak imza atan ve bunun karşılığında maaş alarak geçimlerini temin etmeye çalışan emekli Gümrük Müşavirleri tekrar geçim zorluğuna düşmeye başladılar.
………………………………..
Gümrük Bakanı Tüfenkci ise “ Rusya Krizi Martta Biter” demektedir.
Mart ayına kadar direnebilen Gümrük Müşavirlik Şirketleri Bakan Tüfenkci’nin dediği doğru çıkarsa, batmaktan kurtulurlar. Krizin ilk günlerine göre gümrükten dönen malların azaldığını belirten Gümrük Bakanı Bülent Tüfenkci, "Yavaş yavaş normalleşiyor. Şubat, mart gibi gerginlik zayıflar" dedi. Rusya ile yaşanan uçak krizine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, ürün bazında son gelişmelere dikkat çekerek, "Biber, salatalık, domateste sıkıntı yok. Portakal, mandalina gibi ürünlerde sıkıntı var. Bunlar da iç piyasada ucuzladı. Sadece Rusya'ya ihraç edilen dikenli salatalık vardı. Bunun da fiyatı arttı, üretici memnun. Ayakkabı ihracatı ambargodan sonra daha da arttı. Deri konusunda uzun süre bu şekilde götüreceklerini zannetmiyorum" dedi.
"İLK GÜNLERE GÖRE GÜMRÜKTEN GERİ DÖNEN İHRACAT MALLARI AZALDI"
Bugüne kadar Rusya'dan 1 uçak, 27 geminin geri çevrildiğini de kaydeden Tüfenkci şöyle konuştu: "İlk günlere göre gümrükten geri dönen ihracat malları azaldı. Yavaş yavaş normalleşiyor.  Rusya  krizi tırmandırmak için çalışıyor ama biz krizi tırmandırmak istemiyoruz.  Romanya,  İran  ve  Azerbaycan gibi alternatifler oluştu. TIR, kamyon ticareti RomanyaBulgaristan'a kaydırıldı.
"ŞUBAT-MART GİBİ GERGİNLİK AZALIR"
Hem Rus, hem de Türk halkının zarar görmemesi için elimizden geleni yapıyoruz. Çok uzun sürmeyeceği öngörümüz var. Şubat-mart gibi gerginlik azalır, zayıflar."
Tüfenkci ayrıca kredi kartı aidatlarını Bankalar Birliği, BDDK ile görüşüp standarda bağlayacaklarını da belirtti. Tüfenkci şöyle konuştu: 'Tüketici, hizmet yelpazesine göre farklı kartlar talep edebilecek. Sadece alışverişte geçen kredi kartı kullanma oranı çok az. Bunu yaygınlaştıracağız ama vatandaş özellikli, farklı bir kart isterse bunun koşulları da ayrıca sözleşmede yer almalı. Standart sözleşmeler, sadece alışveriş özelliği bulunan standart karta göre hazırlanmalı." (Kaynak: Habertürk & Ulusal Haber, Zekeriya TÜMER)

2 Aralık 2015 Çarşamba

RUSYA TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİN BOZULMASI NEDEN İSTENİYOR?, Dr. Nejat Tarakçı Jeopolitikçi ve Stratejist

RUSYA TÜRKİYE İLİŞKİLERİNİN BOZULMASI NEDEN İSTENİYOR?
Dr. Nejat Tarakçı
Jeopolitikçi ve Stratejist
Giriş
24 Kasım 2015 günü düşürülen Rus savaş uçağı, 1920’de başlayan ve 85 yıldan bu yana en küçük bir çatışma yaşanmayan, Rusya Türkiye ilişkilerinde tarihi ve radikal bir kırılma noktası oldu. İki yeni ülke geçmişteki uzun süreli savaşlara rağmen gerek Kurtuluş Savaşı’nda gerekse Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra her alanda dostluk ve dayanışma içinde oldular. Rusya-Türkiye sınırı Türk İstiklal Savaşı devam ederken 16 Mart 1921’de Moskova Anlaşması ile çizildi. SSCB’nin böyle bir anlaşmayı yeni Türk Hükümeti ile savaş devam ederken imzalaması, emperyalizme karşı duruşunun ve İstiklal Savaşı’na olan desteğinin politik bir göstergesiydi. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı devam ederken Büyük Taarruzdan yaklaşık 8 ay önce 5 Ocak 1922 tarihinden itibaren Semyon  İvanoviç  Aralov ‘un Ankara’ya Büyükelçi olarak ataması bu siyasi desteğin diplomatik bir yansıması oldu.
Suriye’deki Kaosu Kim Neden Kurguladı?
Suriye’deki iç savaşın taraflarından rejime karşı yani Esat’a karşı savaşanların siyasi kimliği yoktur. Sadece rejim karşıtları parantezinde toplanıyorlar. Onlara siyasi ve fiili destek veren ülke dışı aktörlerden Suudi Arabistan, Katar vb. gibi Sünni Monarşilerin siyasi hedefleri Suriye’deki mevcut Alevi (Şii) yönetimin Sünni bir yönetimle değiştirilmesidir. Bunu neden istiyorlar? Çünkü nüfusunun çoğunluğu Şii mezhebine mensup İran’ın, bölgede genişleyen nüfuz alanını kendi ülkeleri ve tahtları için büyük tehlike olarak görüyorlar. İran ile Suudi Arabistan, bölgede mezhep farklılıklarını siyasi rekabete dönüştüren ve bunu da beka sorunu olarak gören iki lider ülkedir. Kanaatimce son 10 yıldan bu yana bölgedeki keşmekeş ortamın esas nedenlerinden biri budur. İran’ın 1979’da İslam Cumhuriyeti’ne dönüşmesi, Suudi Arabistan’ın korkularına yeni bir boyut eklemiştir. Çünkü İran, kendisi gibi bir monarşiden, halk cumhuriyetine geçmiştir. Her ne kadar dini konsey varsa da, İranlılar mahalli ve yönetsel temsilcilerini seçme hakkına sahip oldular. Bu yeni rejim, bölgede Sünni monarşiler altında ezilen veya ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören Şii nüfus için bir nevi özgürlük meşalesi etkisi yaptı. Bahreyn ( % 70 Şii) ve Suudi Arabistan (% 18 Şii)  başta olmak üzere Şii nüfus barındıran ülkeler İran’ın rejim ihraç etme politikasından korkmaya başlamışlardır. 2013 yılında Bahreyn’de ezilen ve işsiz Şii çoğunluk ayaklanmıştır. Bu ayaklanma Suudi Arabistan’dan gelen tugay seviyesindeki askeri güçle bastırılmıştır. Özetle Ortadoğu’daki Müslüman ülkelerdeki esas sorun rejim sorunudur. Batı’nın kontrol ettiği ve küresel ekonomik sistem tarafından sömürülen monarşiler ortadan kalkmadıkça Ortadoğu’da savaş ve çatışmalar bitmeyecektir.
İsrail Üzerinde İran Etkisi
1979’da İran’daki rejim değişikliği, bölgede Müslüman olmayan tek devlet olan İsrail için de çok önemli bir tehdit ortaya çıkardı. İran, İsrail’i bölgedeki karışıklıkların tek sorumlusu olarak görmeye başladı. Açıktan düşman ilan etti. Bu yaklaşım son derece yanlıştı.  İsrail de İran’a karşı sert söylemler paralelinde katı politikasını sürdürüyor. Suriye, 1990’daki karışıklıklar nedeniyle kuzey Lübnan’ı işgal etti. Bu işgal 2005 yılına kadar sürdü. Suriye işgali 1991’de Lübnan Ordusunun çekirdeği sayılan Hizbullah Ordusunun kurulmasını sağladı. Böylece İsrail, Suriye ve Hizbullah üzerinden sınırında yeni ve ciddi bir tehditle yüz yüze geldi.  2001 yılı, 11 Eylül’üne kadar, bölge ve dünya güç dengeleri açısından statik bir yıldı. O nedenle İsrail, aynı yıl Haziran ayında Hizbullah üzerinden kapısına gelen İran tehdidini bertaraf etmek için Suriye’ye bir teklif götürmüş ve reddedilmiş.  Götürmüş diyoruz. Çünkü bu ancak 2012 yılı Ekim ayında açıklandı. Teklif şuymuş; İsrail Başbakanı Netanyahu, Golan tepelerindeki anlaşmazlığı bitirip 4 Haziran 1967 tarihli sınırlara dönmeye hazır olduklarını, bunun karşılığında Suriye'den Filistin, İran ve Hizbullah ile ilişkilerini bitirmesini şart koşmuş. Ayrıca iddialara göre bu mesaj trafiğinin Suriye'deki iç karışıklığın ilk dönemine (2011) kadar devam ettiği söyleniyor. Yani İsrail, 10 yıl süre ile Suriye’den İran ve Hizbullah ile bağlarını koparmasını isteyip durmuş. Bu tutum İsrail’in İran tehdidini ne kadar ciddiye aldığını ve sorunu Suriye ile diplomatik yoldan halletmek istediği şeklinde değerlendirilebilir. [1]
Suriye’de ABD İşgali Korkusu
11 Eylül 2001 ABD İkiz Kuleler Saldırısı dünya tarihi açısından bir milat olarak kabul edilebilir. Çünkü bu derece organize bir terör saldırısı, bütün ülke yöneticilerini ve halklarını güven bunalımına soktu. Korku, endişe ve belirsizlik her yere hâkim oldu. Bu acı olay, ABD’yi uluslararası sermayenin istekleri doğrultusunda Irak’a müdahaleye zorladı.  ABD’nin 2003 yılında Irak’ı işgali bölgenin siyasi, mezhepsel, etnik ve toplumsal dengelerini yerle bir etti. ABD askerlerinin hem savaş hukukuna, hem de insan haklarına aykırı tutum ve davranışları Irak’ta ve bölgede etkisi hala devam eden kin tohumlarının ekilmesine yol açtı.  Amerikan işgalinin Suriye’ye de önemli etkisi oldu. Irak’ın işgali, Haydut Devlet kategorisindeki Suriye’yi korkutmuştu. O nedenle 2005’te fazla direnmeden uzun süreden beri işgal ettiği Lübnan topraklarından askerlerini çekti. Türkiye ile ilişkilerinin düzelmesi bu süreçten sonra başladı. İsrail, 2006’da güvenlik gerekçesi ile Lübnan’ın güneyini işgal için bir fırsat olarak gördü.  Ancak İran ve Suriye destekli Hizbullah’a karşı hezimete uğradı. Yukarıdaki haberler doğru ise, İsrail’in Hizbullah’tan kurtulmak için 2011 yılına kadar Suriye ile anlaşmaya çalıştığı görülmektedir.
ABD İşgali İran’a Yaradı
2003’deki ABD ve İngiltere’nin Irak’ı işgali İran ile ABD arasındaki ilişkileri gerginleştirdi. Körfez Güvenliği ve Hürmüz Kanalı’nın kapanması olasılığı ABD ve Batı’yı ciddi anlamda endişelendirdi. Ancak ABD ve İngiltere askerlerinin 2008’de Irak’tan çekilmesi sonrasında, İran, Şiiler üzerindeki etki alanını genişletti. Bu durum Bahreyn, Kuveyt, BAE, Bahreyn, Suudi Arabistan gibi Batı yanlısı monarşileri büyük bir korkuya sevk etti. Bu korku aslında bölgeyi yüzyılı aşkın bir zamandır sömüren Amerikan ve İngiliz şirketlerine aitti. İran’ın Hürmüz’ü kapatması senaryoları onları alternatif güzergâhlar aramaya yönlendirdi. En uygun güzergâh olarak aksi istikametteki doğu Akdeniz seçildi. Çünkü burada güvenebilecekleri İsrail vardı.  Suudi Arabistan’ın yarımadadaki eski boru hatları süratle onarılmaya başlandı. Bu jeopolitik karmaşa devam ederken 2009 yılında İsrail karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölgesinde zengin petrol ve doğal gaz yatakları bulundu. Bu yataklar, Gazze Şeridi, Lübnan ve Suriye’yi de içine alıyordu. Dünya medeniyetinin merkezi iki bin yıl sonra yeniden başka bir merkez olarak yeniden doğuyordu. Akdeniz böylece tabanındaki enerji kaynakları ile birlikte dünyanın enerji merkezi haline gelecekti. Bu arada İran, Irak, Suriye ve Çin,  2010 Temmuz ayında İran ve Irak enerji kaynaklarının doğu Akdeniz’e akıtılmasını sağlayacak kendi boru hatları için anlaşmaya vardılar. Bu projenin fizibilitesi vardı. Çünkü Doğu Akdeniz’e kadar teritoriyal bir bütünlük sağlanıyordu. Oysa ABD ve İngiliz şirketlerinin boru hatlarının doğu Akdeniz’e ulaşmasına Suriye izin vermiyordu. Bu durumda Suriye’de Batı projesine izin verecek bir yönetim değişikliği gerekiyordu. Ayrıca Suriye aynı tarihte karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölgesindeki enerji araştırma, çıkarma ve işletme haklarını Rusya’ya vermişti. Sanırım, bugün iç savaşa varan Suriye’deki karışıkları tasarlayanları, İsrail’in ABD - İran nükleer anlaşmasına sürekli ve sert biçimde karşı çıktığını, Rusya’nın Suriye’ye neden fiili askeri destek verdiğini anlamak daha kolaylaşmıştır.
Özetle bugün Suriye ve Irak’ta hiçbir hukuki dayanak olmadan askeri operasyonları yapan; Rusya, İsrail,  İran, Suudi Arabistan, Katar, ABD, Danimarka, Hollanda, Ürdün, Fransa, Almanya [2] İŞID, PKK, PYD, ÖSO, Nusra, El Kaide, Peşmerge gibi legal ve illegal aktörler bu merkezde söz sahibi olmak için çarpışıyorlar. Bu rekabette kaçınılmaz olan tek sonuç var. O da Irak ve Suriye’nin parçalara ayrılacağıdır.
İstenen ve Beklenen Hedefler
Dört yılı aşan Suriye’deki iç savaş ve buna eklemlenen IŞID gerçeği ışığında, ülkelerin Suriye üzerinde çatışan veya birleşen temel siyasi stratejik hedeflerini özetleyelim;
İsrail: İran’dan, Irak – Suriye-Lübnan üzerinden İsrail’e ulaşan Şii zincirini kırmak
Suudi Arabistan: Suriye’de Sünni bir yönetimi başa geçirmek
Rusya: Suriye’deki mevcut durumu korumak, mümkün olamazsa, Suriye kıyı şeridinde kurulacak yeni Suriye’de mutlaka kalıcı bir üs sağlamak.
İran: Suriye’deki mevcut durumu korumak, İsrail’e kadar uzanan etki alanını devam ettirmek
ABD: Rusya ve Türkiye’nin Suriye’de toprak kazanımlarını engellemek, İran’ın Suriye’deki etkisini azaltmak, Rusya ve Türkiye’nin olası işbirliği ve ortaklığını önlemek
Türkiye: Parçalanan Suriye’de PKK ve türevlerinin etkin hale gelmesini önlemek, yeni Suriye’de nüfuz alanı kazanmak
Yukarıdaki siyasi hedeflere bakıldığında dolaylı olarak İsrail ve Suudi Arabistan’ın siyasi hedeflerinin ilginç bir şekilde birleştiği görülmektedir. Rusya ve İran’ın da aynı hedefi paylaşmasına rağmen, Rusya gibi Suriye’de kalıcı bir hedefe ulaşması zor gözüküyor. ABD ve Rusya IŞİD’le mücadele parantezinde birleşmelerine rağmen, bölgedeki jeopolitik çıkarları çatışmaktadır.  ABD, Ukrayna Krizindeki itibar kaybı sonrasında Suriye’de de Rusya ile karşı karşıya gelmiş durumdadır. ABD, IŞİD’le mücadele ettiği sürece Rusya’ya göz yumacak gibi gözükmektedir. Ancak Rusya’nın bölgede kalıcı bir statü kazanması ABD için ikinci bir Kırım olayı olacaktır. ABD yönüyle, Rusya’nın bölgedeki durumu zamana bırakılmış bir izlenim vermektedir. Rusya’nın Akdeniz’deki son tutunma noktası olan ( Tartus Deniz Üssü, Lazkiye Hava Üssü) Suriye’den vazgeçmesi halinde yakın gelecekte yeni bir Kırım Savaşı ile karşılaşabilecektir. Obama iklim konferansı sonrası yaptığı açıklamada Suriye sorunu ile ilgili olarak Rus planı olan Viyana sürecine atıf yapmış, ancak Esat’ın Suriye’yi tekrar bir araya getiremeyeceğini vurgulamıştır. Süreç sonunda parçalanması kaçınılmaz olan Suriye’de Rusya’nın mutlaka söz hakkı olacaktır. Rusya’nın bölgesel ve küresel çıkarları yönüyle Akdeniz’de bulunması hayatidir. Rusya doğu Akdeniz’de yeni bir Kaliningrad yaratırsa Ortadoğu daha istikrarlı olabilir.
Türkiye –Rusya İlişkileri Nereye Varacak?
Suriye sorununda Türkiye ile Rusya’nın politika ve stratejileri taban tabana zıttır. Ancak ortak çıkarlar vardı. Bunlar koordine edilerek uygun bir işbirliği zemini yaratılabilirdi. Rusya’nın Suriye’ye askeri müdahalesi aslında Türkiye için bazı fırsatlar yaratmıştı. Özellikle ABD’nin yanaşmadığı Kürt koridorunun ve PKK yanlısı Kürt gruplarının engellenmesi, Bayır Bucak Türkmenlerinin hedef alınmaması konuları görüşülebilirdi. Bilemiyoruz, belki de görüşülmüştür ve ondan sonra bir misilleme olarak Rus uçağı düşürülmüştür. Her neyse, Rus uçağının düşürülmesinden sonra süreç süratle tırmanıyor. Bu süreçte Türkiye’ye ABD, NATO ve diğer Batılı ülkeler siyasi destek veriyorlar. Ancak yarın daha ciddi bir durum olursa bu desteğin sözde kalma olasılığı çok yüksek. Aslında Türkiye – Rusya ilişkilerinin bozulması ve hatta kalıcı bir krize dönüşmesi ABD’nin en büyük tercihi olacaktır. Çünkü ABD ve Batı Ukrayna krizi sonrası kaybedilen Kırım’ı geri alma hedefini sürdürmektedir. Bu hedefe ancak Karadeniz’de serbestçe ve limitsiz bir güç bulundurmakla ve gerektiğinde bir askeri harekâtla ulaşılabilir. Bu nedenle hem Boğazları kontrol eden hem de Karadeniz’de en geniş cepheye sahip Türkiye’nin desteği bu harekâtın olmazsa olmazıdır. Kanaatimce Rusya – Türkiye ilişkilerinin bozulmasından memnunluk duyanlar ve bunu sürdürmesi için Türkiye’yi cesaretlendirenlere kanılmamalıdır. Bu aşamada Rusya’nın veya Türkiye’nin ne kadar haklı olup olmadığı önemli değildir. Rusya’nın da duygusal hareket edip bu işte hiç dahli olmayan Türk ve Rus vatandaşlarını cezalandırmaya hakkı yoktur. Diğer taraftan Suriye krizi çözüldüğünde Rusya’nın İngilizlerin Kıbrıs’taki Agratur ve Dikelya üslerine benzer şekilde Türkiye ile komşu olacağı düşünülürse, ABD ve NATO’nun Rusya’nın Suriye’den çıkarılması için yine Türkiye’ye hayati derecede ihtiyaçları olacaktır.
Son Söz
Bütün bu değerlendirmeler, çıkarlara dayalı jeopolitik ölçütler ışığında yüksek çatışma olasılığına göre yapılmıştır. Bölgemizde yüz yıllardır devam eden karışıklık ve çatışma ortamı bizleri o kadar etkilemiş ki, olumlu düşünme yetimizi de kaybettik. Ortadoğu öyle bir noktaya getirildi ki, ülkeler ne için olduğunu unutmuş bir şekilde birbirleri ile çatışıyorlar. Bilgisizlik ve bağnazlık Ortadoğu’da Batı’nın kullandığı en ucuz ve sonuç alıcı vasıtadır. İslam inancı tarihin hiçbir çağında iktidar ve güç uğruna bu kadar yaygın bir çatışmaya vesile olmamıştı. En büyük ihtiyacımızın Atatürk gibi liderler olduğuna inanıyorum. Umarım en kısa zamanda çıkar. // Aralık 2015


[1] Ali Ulvi Özbey, İsrail: Golan Tepelerinden Çekilmeye Hazırız 13 Ekim 2012 http://dogruhaber.com.tr/haber/53657-israil-golan-tepelerinden-cekilmeye-haziriz/
[2] Almanya’nın IŞİD’le mücadeleye askeri destek vereceği 1 Aralık 2015’te açıklandı.

28 Ekim 2015 Çarşamba

Reza Zarrap Raporu doğrulandı ve Müfettişler Görevden Alındı

Gümrük Bakanı Hem "Zarrab Raporu"nu Doğruladı; 
Hem de Müfettişleri Görevden Aldı
Gümrük ve Ticaret Bakanı Cenap Aşcı, Reza Zarrab’ın sahibi olduğu firmalarla ilgili Teftiş Başkanlığı’nca yapılan incelemeyi ve raporu doğruladı. Ancak sözde bağımsız Bakan, o müfettişleri kıyım havuzuna gönderdi.
Bir günlük Müsteşarlığın ardından Bakanlık koltuğuna oturan Gümrük ve Ticaret Bakanı Cenap Aşçı, yolsuzuk soruşturmalarını yüreten 10 müfettişi kıyım havuzuna gönderdi.
GÜMRÜK BAKANLIĞI'NIN ZARRAB RAPORUNU DOĞRULADI
CHP Grup Başkanvekili Levent Gök, Hürriyet’in “Raftaki Reza Zarrab raporu” olarak duyurduğu incelemeyi Meclis gündemine taşıyarak, bir yıldan beri rafta bekleyen dosyayla ilgili ne yapıldığını sordu. Hürriyet’in haberinde, Zarrab’ın sahibi olduğu şirketlerin Babek Zencani’nin şirketlerine hem para hem de altın aktardığına ilişkin tespitlere yer verilmişti. Gök’ün önergesini yanıtlayan Aşcı, İran’da devleti 2.8 milyardolar dolandırmaktan tutuklu olan Babek Zencani ile Zarrab’ın adını anmadan belge numarasıyla raporu doğruladı.
MÜFETTİŞLERİ GÖREVDEN ALDI


Bağımsız kontenjanından Hükümete Bakan olarak atanan Gümrük ve Ticaret Bakanı Cenap Aşcı, hem raporu doğruladı hem de yolsuzluk soruşturmalarını yürüten müfettişleri kıyım havuzuna gönderdi. (İnternetHaber, Ulusal Haber, Ulusal Ajans, Gündem - 14 Eylül 2015 Pazartesi 11:14)

22 Eylül 2015 Salı

Gümrük'te 'kaçak kumaş' operasyonu başladı...

Gümrük'te 'kaçak kumaş' operasyonu başladı
İstanbul Gümrük Muhafaza ekipleri, aralarında antrepo yetkilileri, ithalatçı firma sahipleri ve gümrük müşavirlerinin de olduğu 16 kişiye yakın operasyon başlattı. Gözaltına alınan 6 kişinin ifade işlemleri tamamlandı. Diğer şüphelilerin ifadelerinin de bugün alınması bekleniyor. Kamunun 60 milyon liralık vergi kaybının olduğu belirtiliyor.
T. Antrepo isimli antreponun merkezinde yer aldığı antrepoya yönelik operasyonu, Küçükçekmece Savcılığı'nın talimatı ile İstanbul Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğü ekipleri yürütüyor. Dün başlayan operasyon kapsamında 20 kadar kişi dosyada şüpheli olarak yer alıyor.
60 MİLYON LİRALIK KAYIP
Şüpheliler yurtdışıda getirdikleri tonlarca kumaşı düşük vergi ödeyerek iç piyasaya sürmekle suçlanıyor. Edinilen bilgilere göre kamunun vergi kaybı 60 milyon TL seviyesinde.
YGM SİSTEMİ GEÇTİĞİMİZ YIL KALDIRILDI
Gümrük davalarında uzman avukat Cem Kabdan, söz konusu soruşturmanın içeriğine girmeyerek “İddia edilen olayın yetkilendirilmiş gümrük müşavirleri müessesini açısından değerlendirmek gerekir” dedi.
Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği (YGM) sistemini n 2008 yılında hayata geçirildiğine işaret eden Av. Kabdan açıklamasının devamında “Bugün itibariyle YGM sektörü doğrudan 2 bin 500 dolaylı olarak 6 sin kişiye istihdam sağlayabilecek potansiyele sahip” dedi. YGM sisteminin geçtiğimiz yıl ani bir kararla ortadan kaldırıldığına işaret eden Av. Kabdan “Gümrük Müşavirleri Derneklerinin başvurusu üzerine Danıştay Tebliği’in Yürütmesini Durdurmuş olmasına rağmen bu sefer Bakanlık Haziran 2015 yılında Bakanlık Gümrük Yönetmeliğinde YGM düzenlemelerinin yasal dayanaklarını tamamını yürürlükten kaldırmıştır, yine geçtiğimizde günlerde Danıştay bu Yönetmelik Değişikliği’nin de yürütmesinin durdurulmasına karar verdi” dedi.
Av. Kabdan, açıklamasının devamında "Kanımızca, sağlıklı bir şekilde işleyen YGM sisteminde faaliyet gösteren şirketlerin ve istihdam edilen personelin yaşadığı bu belirsizliklerin ortadan kaldırılması ancak Gümrük Müşavirleri Derneklerinin görüş ve önerilerinin dikkate alınması mümkün olabilir. Zira bu belirsizlikler aynı zamanda Dış Ticaret erbaplarını ciddi bir şekilde etkilemektedir.
Dolayısıyla münferit sayılabilecek ve henüz yargı kararı ile sabit olmayan bazı olaylar gerekçe gösterilmek suretiyle Yetkilendirilmiş Gümrük Müşavirliği kurumunun ortadan kaldırılmak istenmesi uzun yıllar sektörde faaliyet gösteren nitelikli Gümrük Müşavirlerine ve burada istihdam edilen personele yapılabilecek en büyük haksızlık olacağı düşüncesindeyiz" şeklinde konuştu.

12 Haziran 2015 Cuma

AB'ye Ne Kadar Güvenilir... (Ortodoks değiliz, bizi kendinden kabul etmiyor da ondan...)‏; Prof. Dr. ATA ATUN

AB'ye Ne Kadar Güvenilir...
(Ortodoks değiliz, bizi kendinden kabul etmiyor da ondan...)‏
Prof. Dr. ATA ATUN
Avrupa Birliği’nin ne kadar tarafsız olduğunu veya da bir başka tanımlamayla tarafsız olabilmeye ne kadar yaklaşabildiğini son yayınlanan Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raporunda açık ve net olarak görmek mümkün.
Avrupa Birliği nerede tarafsızmış, nasıl tarafsızmış, kim demiş, neden söylemiş pek de anlamış da değilim, nerede yazdığını da hiç bulamadım. Zaten Avrupa Birliği’ne inanmamak için onlarca, yüzlerce neden var ortada. Yakın tarihte kim ve hangi tıynette olduklarının tümünü bulmak mümkün.
Avrupa Birliği’nin Kıbrıs konusuna bakışı at gözlüğü ile. Gözleri sadece Rumların istediklerini görüyor ve kulakları da sadece Rumların söylediklerini duyuyor.
Türkiye’den Kıbrıs’tan askerini çekmeye başlamasını ve kapalı bölge Maraş'ı da BM'ye iade etmesi isteniyor Avrupa Parlamentosu’nun bu yüzkarası raporunda. 1974’den öncesinde aklı neredeydi, gözleri neredeydi Avrupa Birliği’nin bizler soykırıma uğrarken. O dönemde ağzını açıp tek kelime söylemeyen AB, şimdi olaylar tersine dönünce Rumları desteklemeye, her ortamda da konuşmaya başladı.
Eğer Avrupa Birliği Kıbrıs konusunda adilane bir çözüm istiyor idiyse, bu raporda Rumlara masaya oturması ve Türkleri ”eşit ortak” olarak kabul ederek müzakerelere başlaması çağrısı yapardı, Maraş’ın iadesini isteyeceğine.

Al tarafsızlık iddialarını çal başına demek gerekiyor aslında Avrupa Birliği’ne. Yüzyıllardır Türklerin, Avrupa Birliğinden yemediği kazık kalmadı. Biz garantörüz diye diye Girit hem elimizden uçtu gitti, hem de Girit’te yaşayan Türk kalmadı. Canlarını kurtarmak için bütün varlıklarını arkalarında bırakarak, halk tabiri ile cascavlak kaçtılar, kaçamayanlar ise katledildiler. Osmanlı devleti Avrupalılara güvenmenin bedelini, Girit adasını kaybetmekle ödedi. Öldürülen kardeşlerimiz, topraklarını ve varlıklarını bırakıp kaçan yurttaşlarımız da hediyesi oldu bu güvenin.
Avrupa Parlamentosu bu son kararı ile Avrupa Birliği’nin Kıbrıs Müzakerelerinde açık ve net olarak Kıbrıs Rum tarafını desteklediğini ortaya koydu. Tarafsız olmadıkları nedeni ile de müzakerelerde yer almamaları, rol almamaları ve arabuluculuk yapmamaları gerekmektedir eğer kendilerini adil insanlar olarak görüyorlarsa.
Rumların yatıp kalkıp dua ettikleri gibi de Avrupa Birliği’nin, kurulması bazılarının rüyalarını süslediği “Birleşik Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”nin garantörü olması ve Türkiye’nin garantörlüğünün de kaldırılması söz konusu bile değildir.
Başkaları unutmuş olabilir ama Avrupalıların gözlerini kırpmadan gerçekleştirdikleri katliamları ben unutmadım. Fransa’nın II. Dünya savaşını kazanmak için Cezayir halkına bağımsızlık vaat ederek yanlarında savaşmalarını sağladıktan sonra savaş bitince verdikleri sözü tutmalarını isteyen on binlerce Cezayirliyi gözlerini kırpmadan öldürmelerini unutmuş değilim. Belçika’nın, Kongo’da yaptığı katliamı ve Patrice Lumumba’yı ormanda kalleşçe öldürmelerini de unutmadım. Aynılarının gelecekte bizim de başımıza gelmeyeceğini hiç kimse garanti edemez.
Avrupa Birliği’ne ve Avrupalılara güvenmek için Kıbrıs Türkçesi ile “Softoroz” (herşeye inanan aptal)  olmak gerekiyor.       
Ata ATUN

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Türkiye'ye para yağacak, ülkemiz KARA PARA cenneti olacak!..

Türkiye'ye para yağacak, ülkemiz KARA PARA cenneti olacak!..

Türkiye'ye para yağacak
(May 01, 2015 08:43 - AM, "USA" & 01 Mayıs 2015, Ulusal Haber, UA-Türkiye)
Gümrük Bakanlığı’nın 15 Nisan tarihli yeni genelgesi, Türkiye’ye gümrük giriş noktalarından hiç bir beyanda bulunmadan serbest biçimde nakit para getirilmesinin önünü açtı. ‘Bu nakdin beyan edilmesi zorunlu değildir, yolcu beyana zorlanamaz” denilen yeni genelge ‘terörün finansmanı’, ‘kara para aklama’ ve ‘Türk Parasını Koruma Kanuna Muhalefet’ şüphesinde savcılığı devreden çıkarıyor. Para yakalanırsa, sözlü beyan ikna edici olmazsa devreye sadece MASAK girecek.
HER seçim öncesi yurda kaynağı belirsiz (kayıtdışı), yüksek meblağlı sıcak para (nakit) girişi olduğu tartışmaları sürerken, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü’nün 15 Nisan tarihli yeni genelgesi dikkat çekti. 2013 tarihli bir önceki genelgede yer alan, yolcu yanında yurda giren nakdin “risk analizi/örnekleme” yöntemiyle kontrol şartı, terörün finansmanı, kara para aklama ve Türk Parasını Koruma Kanunu’na muhalefet suçları yönünden savcılığa suç duyurusu bölümleri çıkartıldı. Son genelgede, “Mal ve hizmet ihracat bedeli, transit ticarete ilişkin kazançlar, yabancı sermaye bedeli veya ‘diğer kaynaklardan’ temin edilen nakdin gümrük giriş noktalarından yurda getirilmesi serbesttir. Bu nakdin beyan edilmesi zorunlu değildir, yolcu beyana zorlanamaz” deniliyor. Genelge, Avrupa Birliği ve Dış Ticaret Genel Müdürlüğü’nün 10 bin Euro veya fazlası nakit taşıyan yolcuların AB üyesi ülkelere giriş-çıkışta beyan şartı genelgesine de zıt.
BIRAKINIZ GEÇSİNLER

15 Nisan tarihli yeni genelgenin “Yurt İçine Nakit Girişi” başlıklı bölümü şöyle: “Yurda girişte aksine bilgi ve belge olmaması durumunda, kişilerin taşıdıkları nakdin kaynağına dair gümrük idaresine yaptıkları beyan esastır. Mal ve hizmet ihracat bedeli, transit ticarete ilişkin kazançlar, yabancı sermaye bedeli veya ‘diğer kaynaklardan’ temin edilen nakdin gümrük giriş noktalarından yurda getirilmesi serbesttir. Bu nakdin beyan edilmesi zorunlu değildir ve yolcular beyana zorlanamaz. Talep etmeleri halinde, yolcuların getirdikleri bu nakdi ‘Nakit Beyan Formu’ ile gümrük idaresine beyan etmeleri mümkündür. Yolcu tarafından yapılan beyanın doğru olup olmadığı gümrük idaresince gerçekleştirilecek kontrol suretiyle tespit edilecektir. Açıklamanın doğru yapılmadığının tespiti halinde, tutanak en az iki memur tarafından imzalanarak MASAK’a bildirilir. Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanuna istinaden istenilen açıklamanın eksik yapıldığının veya hiç yapılmadığının anlaşılması halinde 2.500 TL’yi aşan farklar için aynı kanunun 16. maddesi gereğince gümrük idaresi tarafından, açıklanmayan miktarın yüzde 10’u tutarında idari para cezası kesilir ve söz konusu nakit muhafaza altına alınır.”
AB GENELGESİNE ZIT

Son genelge, Gümrük Müsteşarlığı AB ve Dış Ticaret Genel Müdürlüğü nün 19.03.2008 tarihli “Nakit Kontrolleri” konulu genelgesine de aykırı. 
Bu genelgede şöyle deniliyor: 
“15 Haziran 2007 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, yanında nakit olarak 10.000 Euro veya daha fazlasını taşıyan bütün yolcuların AB’ye üye ülkelere giriş veya çıkışlarında bu meblağı gümrükte beyan etmeleri gerekmektedir. Söz konusu girişim para aklama, terörizm ve suçlama ilgili sıkı düzenlemelerde bulunarak, AB düzeyinde gerçekleştirilen suçla mücadele ve güvenlik arttırıcı çalışmaları destekleme amacını taşımaktadır.”
El konulan paralar iade edilebilir
BİR gümrük kontrolörü genelgeyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “2004’ten önce yurda her türlü nakit girişinde beyan zorunluydu. Sonraki yıllarda genelgelerle bu kontroller yumuşatıldı. Son genelgeyle nakit girişinin miktar ve kaynak kontrolü tümüyle kalkmış görünüyor. Bu genelge, geçmiş yıllarda beyan zorunluluğu sırasında kovuşturma gereği el konulan nakitlerin iadesi yolunu açabilir. Kara para aklamanın önlenmesi mevzuatı bu genelgeyle delinebilir. Hatta bu genelgeyle dövizin yanına altını da koyabilirsiniz”
NELER ÇIKARTILDI NELER EKLENDİ?
2013 GENELGESİ

Buna göre; 
Kuryeler, seyahat edilen taşıtlar veya yolcu beraberi transfer edilen nakdin takibi, kontrolü, yasadışı yollarla transferinin önlenmesi ve gerektiğinde kayıt altına alınması işlemleri Gümrük idaresinin sorumluluğundadır. 
* Yolcuların üzerlerinde, bagajlarında veya taşıtlarında 32 sayılı Kararın 17 nci maddesi kapsamında yurt dışından alınan bir krediyi veya 14 üncü maddesi kapsamında kişisel sermaye niteliğindeki kıymetleri gümrük giriş noktalarından, bankacılık sistemi dışında, yurda getirmeleri mümkün değildir. Kaynağı itibariyle getirilmesi serbest olmayan nakdin yolcular tarafından beyanı da mümkün değildir.
* Getirilen nakdin kaynağının, kredi veya kişisel sermaye olmadığının beyan edilmesi durumunda, yurt içine getirilmesine izin verilir. Nakdin kaynağının, yurt dışından alman bir kredi veya kişisel sermaye hareketi olduğunun beyan edilmesi halinde, söz konusu nakde el konulur. El konulan nakde ilişkin olarak bu Genelgenin “Yurt Dışına Nakit Çıkışı” bölümünün l/f bendinde açıklandığı şekilde işlem yapılır.
* Gümrük idaresi, yurda girişte farkındalığın arttırılması ve caydırıcılığın sağlanmasını temin edecek sayıda kişiden, bulundurdukları nakdin kaynağını kontrol amacıyla beyanda bulunmalarını isteyebilir. Kontrol edilecek kişiler, ilgili kurumlardan gelen bilgiler de dikkate alınarak yapılacak risk analizlerine istinaden veya görevli personel tarafından yapılan değerlendirmeye dayanarak rastgele seçilir.
* Yurt dışından temin edilen krediler ve kişisel sermaye niteliğindeki kıymetler hariç olmak üzere, mal ve hizmet ihracat bedeli, transit ticarete ilişkin kazançlar, yabancı sermaye bedeli veya diğer kaynaklardan temin edilen “nakdin” gümrük giriş noktalarından yurda getirilmesi serbesttir. Bu nakdin, beyan edilmesi zorunlu değildir. Ancak, istemeleri halinde, yolcuların getirilmesi serbest olan nakdi EK-1’de yer alan “Nakit Beyan Formu” ile Gümrük idaresine beyan etmeleri mümkündür 
* Yurda girişte, 32 sayılı Karara istinaden yapılan, yukarıda usul ve esası izah edilen işlemlerden ayrı olarak, Gümrük idaresince ayrıca, kaynağı itibariyle gümrükler üzerinden getirilmesi serbest olan nakdin suç gelirlerinin aklanması amacıyla getirilip getirilmediğinin tespitine ilişkin kontroller de yapılır. Bunun usul ve esası aşağıda belirtilmektedir. Giriş yapan yolcunun, üzerindeki nakdin kaynağının beyan edilmesinin istenmesi sonucu, kaynağı itibariyle yasak bir nakdi getirdiğinin anlaşılması halinde “Yurt İçine Nakit Girişi” 1.1 ./c maddesine göre işlem yapılır. Kaynağı itibariyle serbest olan bir nakdin getirildiğinin beyan edilmesi halinde, bu yolcudan, ayrıca 5549 sayılı Kanun çerçevesinde, üzerinde bulundurduğu nakdin miktarını açıklaması da istenebilir.
* Açıklama istenecek yolcular, ilgili kurumlardan edinilen risk kriterlerine dayanarak idarece yapılan risk analizlerinin yanı sıra ilgili personelin değerlendirmelerine göre örnekleme yoluyla belirlenir. Kontrol edilecek yolcular belirlenirken, bu kişilerin nakdin kaynağı ile ilgili olarak kontrole tabi tutulup tutulmadıklarına bakılmaz. Açıklama istenen kişilerin açıklamalarının doğru olup olmadığı her defasında Gümrük personelince fiziki kontrol suretiyle tespit edilir. Gerekli kolaylığı sağlamayan yolcuların üst, eşya ve araçları gümrük görevlileri tarafından Adli Önleme ve Arama Yönetmeliğine göre aranır.
* Açıklamanın doğru olup olmamasına bakılmaksızın, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında mevzuata göre yapılan açıklama taleplerinin her birisi için EK-2’de yer alan “Nakit Açıklama Tutanağı” doldurulur. Nakit Açıklama Tutanakları, gümrük idaresinin açıklama talebini müteakip, elektronik ortamda, nakit zilyedinin sözlü açıklaması ve ilgili gümrük personelinin tespitlerine istinaden gümrük görevlisi tarafından doldurulur. Gümrük görevlisinin ayrıca yaptığı tespitler ilgili kutucuklara işlenir. Nakit Açıklama Tutanakları sistemde doldurulan bazı nüshalar ise idarede saklanır.
* Açıklamanın doğru yapılmadığının tespiti durumunda ise, tutanağın her bir nüshası en az iki gümrük görevlisi ile beyanda bulunan kişi tarafından imzalanır. Nüshalardan bir tanesi istemesi halinde ilgilisine verilir. İkinci nüsha Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına (MASAK) gönderilir, üçüncü nüsha ise Savcılığa gönderilen sevk evrakına eklenir. Son nüsha idarede saklanır.
* 5549 sayılı Kanuna istinaden Gümrük idaresince istenen açıklamanın eksik yapıldığının veya hiç yapılmadığının anlaşılması halinde, 2.500 TL’yi aşan farklar için 5549 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi gereğince Gümrük idaresince, açıklanmayan miktarın ’u tutarında idari para cezası kesilir ve söz konusu nakit muhafaza altına alınır.
* Durum, ayrıca, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesi çerçevesinde “terörün finansmanı suçu”, Türk Ceza Kanununun 282 nci maddesi çerçevesinde “aklama suçu” ve 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi çerçevesinde muvazaalı işlem kapsamında gerekli değerlendirme yapılmak üzere 1/6/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Adli Kolluk Yönetmeliğinin 6 ncı maddesi delaletiyle Cumhuriyet Savcılığına bildirilir ve Cumhuriyet Savcısının talimatına göre hareket edilir. (2.500 TL’lik tutar her yıl yeniden değerleme oranında arttırılır)
2015 GENELGESİ

1) Türkiye’de ve yurt dışında yerleşik gerçek kişilerin, kişisel sermaye hareketlerine ilişkin yurtdışından yapacakları transferler ile yurtdışından temin ettikleri kredileri bankalar aracılığıyla getirmeleri serbesttir.
2) Yurda girişte aksine bilgi ve belge olmaması durumunda, kişilerin taşıdıkları nakdin kaynağına ilişkin gümrük idaresine yaptıkları beyan esastır.
3) Mal ve hizmet ihracat bedeli, transit ticarete ilişkin kazançlar, yabancı sermaye bedeli veya diğer kaynaklardan temin edilen nakdin gümrük giriş noktalarından yurda getirilmesi serbesttir. Bu nakdin beyan edilmesi zorunlu değildir ve yolcular beyana zorlanamaz. Talep etmeleri halinde, yolcuların getirdikleri bu nakdi EK-1’de yer alan “Nakit Beyan Formu” ile gümrük idaresine beyan etmeleri mümkündür.
4) Nakit Beyan Formları elektronik ortamda, beyanın uygunluğu sağlandıktan sonra, gümrük görevlisi tarafından doldurulur. Sistemde doldurulduktan sonra üç nüsha olarak yazdırılır ve ilgili gümrük personeli ile beyanda bulunan tarafından her bir nüshası imzalanır. Nüshaların ikisi idarede saklanır, üçüncüsü ise yükümlüye verilir.
5) İhracat karşılığı getirilen dövizlerle ilgili Nakit Beyan Formlarının doğruluğuna ilişkin bankalar tarafından yapılabilecek talepler gecikmeksizin karşılanır.
6) Gümrük idaresince, giriş yapan yolcunun beraberindeki nakdin kaynağının beyan edilmesinin istendiği durumlarda, beyan doğru yapılmak zorundadır. Yolcu tarafından yapılan beyanın doğru olup olmadığı gümrük idaresince gerçekleştirilecek kontrol suretiyle tespit edilecektir.
7) Nakit Açıklama Tutanakları (EK-2), elektronik ortamda, nakit zilyedinin sözlü beyanı ve gümrük personelinin tespitlerine istinaden doldurulur ve dört nüsha olarak yazdırılır. Söz konusu tutanaklar en az bir gümrük personeli ile beyanda bulunan kişi tarafından imzalanır. Talep edilmesi halinde bir nüshası ilgilisine verilir.
8) Açıklamanın doğru yapılmadığının tespiti halinde, tutanak en az iki memur tarafından imzalanarak Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’na (MASAK) bildirilir.
9) 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanuna istinaden istenilen açıklamanın eksik yapıldığının veya hiç yapılmadığının anlaşılması halinde, 2.500 TL’yi aşan farklar için aynı Kanunun 16 ncı maddesi gereğince gümrük idaresi tarafından, açıklanmayan miktarın ’u tutarında idari para cezası kesilir ve söz konusu nakit muhafaza altına alınır. (Ulusal Ajans & Ulusal Haber) 

16 Nisan 2015 Perşembe

MERSİN’DEKİ GÜMRÜK DUVARI;.. Prof. Dr. ATA ATUN

MERSİN’DEKİ GÜMRÜK DUVARI
Prof. Dr. ATA ATUN
Bazı üreticilerimiz, ürettikleri malı Türkiye’ye satamamaktan şikayet ederler. Evrak işlerinin çokluğundan, gümrük memurlarının sertliğinden veya da olumsuz yaklaşımlarından rahatsızlığını dile getirir, ürettikleri malın Türkiye’ye girişi ile ilgili izin veren Bakanlıkların, KKTC’den ithal yapılmasına karşı çıktıkları için el altından gizli gizli engel çıkardıklarını söylerler. KKTC’de üretilen malların Türkiye’de rekabet ortamı yaratacağı ve yerel üreticileri darbeleyeceği gerekçesi ile Avrupa Birliği gibi Türkiye’nin de KKTC’ye ticari ambargo koyduğunu iddia ederler. ​Dillerinin kemiği yok.
Bol bol konuşur ve şehir efsaneleri üretirler. Birçok Kıbrıslı Türk, bu olumsuz şehir efsaneleri, konuşmalar, iddialar, yayınlar ve suçlamalar nedeni ile Mersin’de çok yüksek ve aşılamaz, aynen Fransızların İkinci Dünya Savaşında Alman orduları geçemesin diye inşa ettikleri ünlü Majino hattı gibi bir gümrük duvarı olduğu inancında. Bu kişiler her tür olumsuz iddiayı ortaya atarlar ama aynaya bakmak bir türlü akıllarına gelmez nedense. Başkalarını merdiven altı olmakla suçlarlar ancak kendilerinin neyin altında olduklarını görmek istemezler, kendilerini yargılamak akıllarına hiç gelmez. İşin doğrusu, iddia edildiği gibi Mersin’de herhangi bir Gümrük Duvarı yok. Bırakın duvarı, çit bile yok.
            Anavatan Türkiye bütün kapılarını, KKTC’deki üreticilerin ürettikleri ticari mallara sonuna kadar açmış. Hatta yere kırmızı halı bile sermiş. Lütfen çalışın, üretin ve Türkiye piyasasına gönderin diyerek. Her işte olduğu gibi elbette bu konuda da, KKTC’de üretilen ticari malların Türkiye piyasasına girebilmesi için birtakım kurallar ve standartlar var. Türkiye piyasasına girebilmek için bu kurallara uymak şart. Başta sağlık ve hijyen kuralı geliyor, sonra da denetim, beyan ve etiketleme. Bunların hepsi TSE’de açık ve net bir şekilde belirtilmiş. Kurallara uydunuz mu, kapılar sonuna kadar kendiliğinden açılıyor. Bunun için kapı koluna elinizi uzatmanıza bile gerek kalmıyor. Üretilen ticari mallar, sonuna kadar açık kapılardan, elini kolunu sallayarak geçiyor, herhangi bir gümrük vergisi veya başka tür bir vergi ödemeden. Sadece KDV ödeniyor ve satış sonrası da bu KDV geri alınıyor.
            Gerçekte gerekli olan bütün evrak işlemleri, daha ticari mallar daha yola çıkmadan, Kıbrıs Türk Ticaret Odasında (KTTO) ve T.C. Lefkoşa Büyükelçiliğinde yapılıyor ve tamamlanıyor. Bu aşamadan sonra önemli olan üretilen ticari malın üzerindeki etiketinde yazılanlar ile içindekinin birebir uyuşması. Türkiye’nin gümrük kapılarında yapılan kontrollerde, etikette yazılanlar ile ticari malın içindekiler uyumlu ise sorun yok ve bütün işlemler orada bitiyor, ticari mal da Türkiye’ye giriyor. Yani, denetim, kontrol ve vergilendirme açısından Türkiye’nin herhangi bir şehrinde üretilen ticari mal ile KKTC’de üretilenin arasında hiçbir fark yok.
            TSE kurallarına uyan, T.C. Gümrüklerindeki denetimlerden alınlarının akı ile geçen başarılı birkaç şirketimiz var. Yerel televizyonlarımızda reklamlarını gururla seyrettiğim bu şirketlerimizden bir tanesi, haftada asgari 4 konteyneri, KKTC’de ürettiği mamullerle doldurup, Adana’da kurduğu, gene kendisine ait şirketine göndermekte. Oradan da Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesindeki temsilcilerine dağıtmakta. Bu şirket şu anda, Türkiye’de devlerin hâkim olduğu pazarda 6. sıraya yerleşmiş durumda…
            Buradaki, Rumların başlattığı ve BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Kasım 1983 günü aldığı 541 numaralı insanlık dışı ambargo kararını sıfırla çarpan anavatan Türkiye’nin güzel ve Kıbrıslı Türkleri destekleyici bir uygulaması ve sanayicilerimizin de birlikte gururunu yaşadığımız bir başarısı…
            Ata ATUN, e-mail: ata.atun@atun.com, http://www.ataatun.org
Facebook: Ata Atun, http://www.twitter.com/ataatun, 15 Nisan 2015

19 Mart 2015 Perşembe

ULUSLARARASI BURS VERENLER DERNEĞİ, (ULUBURS-DER) BAĞIŞ YAPANLARA ONUR ÖDÜLÜ VERECEK

ULUSLARARASI BURS VERENLER DERNEĞİ, BAĞIŞ YAPANLARA ONUR ÖDÜLÜ VERECEK
Türkiye de yüksek öğretim gören, Türk ve yabancı uyruklu öğrencilere "karşılıksız burs veren" Dernek; Geçen yıl Ankara Valiliği tarafından, Sivil Toplum Kuruluşları (STK'lar) arasında Üstün Hizmet ve Başarı Belgeleri ile ödüllendirilmişti.
İktisadi İşletmesi olmayan Derneğin, geliri her ay üyelerin verdiği 20.-TL üye aidatlarıyla ile Burs fonu oluşuyor. Fonda biriken miktar Burs olarak üniversite öğrencilerine veriliyor.
Derneğin  bu yılın başında Ankara ve Çorum’da uygulamaya koyduğu  indirimli yerler projesi ilgi görüyor. www.bursder.com web sayfasında yer alan Ankara  ve üyelerin çoğunlukta olduğu Çorum’da 200 den fazla sektörle( simit cafe, kırtasiye, restoran, otel, pastahane…gibi) indirim anlaşması yaparak, üniversite öğrencileri başta olmak üzere, Dernek üyeler ve Derneğe bağışta bulunan hayır severlere Dernek İNDİRİM KARTI vererek bu işletmelerin indiriminden faydalanmalarını sağlıyor.
Dernek, eğitime destek vermeyi teşvik etmek amacıyla başlattığı, geleneksel ödül töreni Türkiye’ genelinde Derneğe 1000.-TL üstünde nakit veya karşılığında yardımda bulunan kişi ve kuruluşlara verilecek. Basın açıklamasıyla yapılacak onur ödül töreni, 2015 Nisan ayı sonunda kadar bağış yapacakları da kapsıyor.

Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için;
E-Posta: ulubursder@gmail.com
Tel: 0544 497 17 18
Web: www.bursder.com

13 Mart 2015 Cuma

Suriye'ye açılan gümrük kapılarına yeni düzenleme

Suriye'ye açılan gümrük kapılarına yeni düzenleme

Gümrük ve Ticaret Bakanı Canikli, Suriye'ye açılan kara hudut kapılarında verilen gümrük hizmetlerinin yeniden düzenlendiğini bildirdi.
Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, bazı basın yayın organlarında yer alan Cilvegözü ve Öncüpınar kara hudut kapılarının tamamen kapatıldığına yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtti. Bu kapılarda verilen gümrük hizmetlerinin Suriye’de yaşanan son gelişmeler sebebiyle yeniden düzenlendiğini ifade eden Bakan Canikli, Cilvegözü ve Öncüpınar sınır kapılarında işlemlerin "sıkı denetim altında ve kontrollü" şekilde yürütüldüğünü kaydetti.
Suriye ile Türkiye'nin 911 kilometrelik kara sınırı uzunluğu bulunduğuna işaret eden Bakan Canikli, bu ülkede ortaya çıkan olumsuzluklar nedeniyle 2012 yılında Cilvegözü, Öncüpınar, Karkamış ve Akçakale kara hudut kapılarında verilen gümrük hizmetlerinin güvenlik tedbirleri alınarak yeniden planlandığını söyledi.
"Can ve mal güvenliği en üst düzeyde sağlanacak"
Suriye ile Türkiye arasındaki ticaretin 2012 yılından bu yana Bakanlığın kara hudut kapılarına yönelik aldığı güvenlik temelli tedbirler çerçevesinde yürütüldüğünü anlatan Canikli, şöyle konuştu:
"Bakanlığımızda konuyla ilgili son duruma dair bir takım değerlendirmeler yaptık ve tüm bu çalışmalar neticesinde; kara hudut kapılarında çalışan taşra teşkilatı personelinin, yolcuların ve ticaret erbabının emniyeti için acil, etkin ve insani bir takım önlemler uygulamaya koyduk. Bakanlığımız hali hazırda devam eden tedbirlere ilave olarak alınan bu önlemler çerçevesinde, hudut kapılarında görev yapan veya gümrük hizmetinden faydalanmak isteyen herkesin can ve mal güvenliğini en üst düzeyde sağlamayı, ihracatımızın olağan akışında devam etmesini, diğer taraftan yasa dışı ticareti de engellemeyi hedeflemektedir. Söz konusu ek önlemler daha önce alınan tedbirlere ilave niteliğinde olup Suriye’ye açılan herhangi bir kara hudut kapısının kesinlikle kapatılması söz konusu değildir."
(AA) 13 Mart 2015 Cuma 12:06

28 Ocak 2015 Çarşamba

Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli iddialı ve kararlı konuştu: 'Vatandaşa daha hızlı gümrük hizmeti sunacağız'

'Vatandaşa daha hızlı gümrük hizmeti sunacağız'
Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, “İşlemlerimizi hızlandıracağız, vatandaşa daha kaliteli, daha hızlı gümrük hizmeti sunacağız; eziyet haline gelmeyecek. Ama bunu yaparken de hiç kuşkusuz güvenli bir şekilde gerçekleştireceğiz” dedi.
Gümrük ve Ticaret Bakanı Canikli, “Dünya Gümrük Günü” kapsamında, Bakanlığın vermiş olduğu davette, gümrük çalışanlarıyla bir araya geldi. Bakan Canikli, yaptıkları çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu.
“KORUMAMIZ, KURALLARA UYGUN BİR ŞEKİLDE YÜRÜTMEMİZ GEREKEN ÇOK ÖNEMLİ BİR İŞİMİZ VAR”
Gümrüklerdeki hassas çalışmalara değinen Canikli, şu ifadeleri kullandı:
“Esasında, gümrük işlemleri dünyanın her yerinde bu hassasiyeti taşır, bu hassasiyet özelliğini barındırır ama bu Türkiye’de biraz daha fazladır. Belki, dünyadaki ülkelerin önemli bir bölümünden çok daha fazla hassasiyete sahip bir gümrük konumumuz, pozisyonumuz ve yönetmemiz gereken bir iş var. Bu hassasiyeti belirleyen en önemli faktörlerden bir tanesi, genel gümrük işlemleri dışında; ülkemizin her tarafının, çok geniş bir sınır coğrafyasına, sınır hattına sahip olması. Bu önemli bir faktördür. Sadece, Suriye ve İran sınırlarımızın uzunluğu yaklaşık bin 400 km. Buna, bir de bu coğrafyanın kırılgan yapısı, içinde bulunduğumuz konjonktür ve dönem itibarı ile adeta ateş çemberi içinde olması özelliği dikkate alındığında, hesaba katıldığında; bu coğrafyanın, bu özelliğinin ne kadar belirleyici olduğu görürsünüz. Tabi sadece, İran, Irak ve Suriye sınırından ibaret değil. Diğer bütün sınır hatlarımızı, hava hat alanları dahil olmak üzere, hepsini üst üste koyduğunuzda gerçekten korumamız gereken, kurallara uygun bir şekilde yürütmemiz gereken çok önemli bir işimiz var.”
“EZİYET HALİNE GELMEYECEK”
Gümrük hizmetlerinin daha hızlı, kaliteli ve güvenli bir şekilde gerçekleşeceğini vurgu yapan Canikli, “İşlemlerimizi hızlandıracağız, vatandaşa daha kaliteli, daha hızlı gümrük hizmeti sunacağız; eziyet haline gelmeyecek. Ama bunu yaparken de hiç kuşkusuz güvenli bir şekilde gerçekleştireceğiz. Yani mevzuata uygun bir şekilde. Hem hızlı olacak, olabildiğince kaliteli olacak ama aynı zaman da mevzuata uygun olacak. Bu iki dengeyi çok iyi bir şekilde kombine etmemiz, ideal kombinasyonu yakalamamız ve bulmamız gerekiyor. Yani ne güvenlik faktörünü öne çıkararak, insanlara bu işlemleri için eziyet çektireceğiz. Yani, örnek olarak, ithalattır ya da ihracattır fark etmez; açacağız, tüm eşyaları kontrol edeceğiz, gözden geçireceğiz ondan sonra yol vereceğiz. Güvenlik adına bu en uç nokta. Böyle bir imkanımız, böyle bir seçeneğimiz yok. Tüm giren çıkan TIR'ların açılarak, tam tespiti yapılarak, en doğru tespit o şekilde yapılır değil mi, bu şekilde yaptığınızda yüzde 100 güvenli bir gümrük işlemi sunarsınız. Bütün konteynerleri açar bakarsınız, tek tek tespit edersiniz, tek tek sayarsınız; ölçersiniz, tartarsınız, hepsini; tüm giren ve çıkan, eşya içeren her şeyi. Yüzde 100 güvenliği sağlarsınız ama kaliteli bir gümrük hizmeti vermemiş olursunuz ya da tam tersi, işlemlerin hızlanması için bütün güvenlik önlemlerini, tedbirlerinin bir kenara bırakırsınız; isteyen girer, isteyen çıkar. Bunu da yapmamız mümkün değil” ifadelerini kullandı.
“BİR SAATTE 100 ADET TIR”
Gümrüklerde gelişmiş ve hızlı bir tarama sisteminin bulunduğunu söyleyen Canikli, “İdeal bir kombinasyon yakalamamız gerekiyor. İki amacı birlikte, iki amacı tek amaç olarak yürütmemiz gerekiyor. Bakın bugün, bir araç tarama cihazı, x-ray cihazı saatte 100 tane TIR'ın eşyasını, bize yeterince bilgi sağlayacak şekilde tarama imkanına sahip. Bir saatte 100 adet TIR. Bugün bizim, Türkiye’de bu amaç için toplam 38 tane x-ray cihazımız var ve günlük ortalama fiili kapasitesi 23-24 civarında. Biri, saatte rahatlıkla 80-100 TIR'ı, kaliteli bir şekilde, güvenlik talebimizi karşılayacak şekilde hizmet sunabilecek araçlar geliştirmiş vaziyette ya da bir otobüsü yolcuları ile birlikte, en minimum seviyede radyasyona yani, sağlık açısında en ufak sıkıntıya sokmayacak. Çok hızlı bir şekilde, 1 dakikanın altında tarama kapasitesi olan cihazlar geliştirilmiş durumda. Önümüzdeki günlerde yoğun bir şekilde, bu imkanı kullanacağız. Öncelikle bu hepimizi ciddi anlamda rahatlatacak” diye konuştu.,
“KONUŞULMASI BİLE MÜMKÜN OLMAYAN BİR HEDEFTİ”
Canikli, gümrük çalışmaları alanındaki teknolojik gelişmeler hakkında ise, “Şu anda insan gücüyle, fiziki olarak yapmaya çalıştığımız birçok işlemi, önümüzdeki çok kısa bir süre içinde inşallah; teknolojinin bu imkanlarını kullanarak, çok daha hızlı, çok daha etkili ve verimli bir şekilde yapacağız. Onun çalışmalarına başladık esasında, son aşamaya doğru hızla geliyoruz. Bunun ile ilgili olarak, çok büyük harcamalar gerektirmeyecek; inşallah 70-80 tane bu kapsamda, bu özelliklere sahip alacağımız x-ray cihazıyla; Türkiye’ye giren ve çıkan tüm TIR'lar, tüm araçlar, tüm konteynerler, tüm kargo ve diğer bagajların hepsi yüzde 100 taramadan geçirilecek. Bu belki 5 yıl önce, 10 yıl önce hayata geçirilmesi mümkün olmayan, hatta konuşulması bile mümkün olmayan bir hedefti ama bugün çok yakınımızda, rahatlıkla elde edebileceğimiz bir hedef olarak karşımızda durmaktadır” açıklamalarında bulundu.
Gümrük çalışanlarının başarılı çalışmalarına da değinen Canikli, “Gayretle arkadaşlarımızın çalıştığını söylerken sadece hamaset ifade etmiyordum ve bunların hepsinin altında gerçek, reel olaylar var. Bunlarda bir tanesi, Mehmet Bey kardeşimizin koordinatörlüğünde yürüyen bir çalışma var. Akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili olarak yapılan bir çalışma söz konusu. Son 3 buçuk ay içerisinde 650 milyon lira ceza yazılmasını gerektiren olayları tespit ettiler” dedi.
Türkiye’ye getirilen sahte ayakkabıları fark ederek, yurt geneline yayılmadan, toplanmasını sağlayan iki gümrük görevlisi, Beytullah Yıldırım ve Hakan Ülker de sertifikalarını alanlar arasındaydı. Aynı zamanda futbol hakemliği de yapan Hakan Ülker, Bakan Canikli’ye forma, sarı ve kırmızı kart hediye etti.
MUSA ERDOĞAN