30 Mart 2017 Perşembe

"Türkiye'nin Ekonomik Durumu", Nevzat LÂLELİ; HAY-DER Genel Başkanı

TÜRKİYE’NİN EKONOMİK DURUMU
NEVZAT LÂLELİ
Nevzat LÂLELİ
Yazar, HAY-DER Genel Başkanı
            HAY-DER Cuma sohbetleri ve buna bağlı olarak yapılan Cuma konferansları hızla devam etmektedir. Prof. Dr. Latif Öztek de HAY-DER’in Cuma konferansına hatip olarak katılarak, “Ekonomi, temel göstergelerden biridir. Bir şahsın veya bir ülkenin durumu onun ekonomik yapısının ile yakından ilgilidir. Eğer bir ekonomi de israf varsa, üretim olmayıp tüketim reklam ediliyorsa, o ülke de işsizlik büyükse o ülke batmaya mahkumdur” dedi.
            Slâytlarla konferansını belgeleyen, tablolar ve grafikler gösteren Prof. Dr. Latif Öztek konuşmasına devamla; “Bir fikrin toplumda kabul görmesi o fikrin fikir planında olduğu gibi eylem planında da birlikte yapılıyor olması lazımdır. Ben de sizin fikirlerinizi paylaşıyorum dedikten sonra amelde (eylem) ayrılıyorsak, o durumda, bu davranışı ne fikir planında ne de eylem planında birlikteyiz diye anlamak lazımdır.
            Bu gün ülkelerin saygınlığında Yunanistan ve Almanya’yı ele alırsak görürüz ki Yunanistan’ın sadece Avrupa ülkeleri arasında değil bütün dünya ülkeleri arasında bir itibarını kaybetmiştir. Ama iş Almanya’ya gelince her zaman ihracatı, ithalatından fazla olduğundan yani ekonomisi hep (+) çıktığından Merkel boynu dik gezmekte ve itibarı da üstün bulunmaktadır.
            Ülkemizin ekonomik yapısına bir göz attığımızda bizim de maalesef “dış ticaret açığı, bütçe açığı, cari açık, büyük iç ve dış faiz ödemeleri gibi temel ekonomik göstergelerimiz hep (-) göstermekte, bu da ülkeler arası itibarımızı alıp götürmektedir. Ülkemizde yapılan ve adına yatırım denen otoyol, köprü, tünel gibi yatırımlar, üretim yapan ve milli gelirimize katkıda bulunan yatırımlar olmayıp, aynı zamanda dışarıya borçlandığımız ve bu borcumuzu gittikçe katlayan sabit tesisler durumundadırlar.”
   Prof. Dr. Latif Öztek ve
HAY-DER Genel Başkanı Müh. Nevzat Laleli
EKONOMİK GÖSTERGELER
            Bir ülke için ekonomik temel göstergeler öncelikle üretim ve imalatta yıllık artış trendinin yüksek olması, ihracat ve ithalat arasında her yıl müspet yönde bir artış kaydedilmesi, işsizlik göstergelerinde artan nüfusa rağmen azalma görülmesi, enflasyon rakamlarının düşük çıkması, ülkenin faiz yüzdelerinin durumu, devletin iç ve dış borçlanması, fert başına milli gelir gibi aldatmaca rakamlar yerine işçinin, memurun, emeklinin alım gücünün mallara göre değerlendirilmesi gibi değerlerdir.
            Bu değerlerden ülkemiz işsizliğini görelim. İşsizlik, çalışabilecek güce ve beceriye sahip olduğu halde bir insanın bu özelliklerini kullanamaması, üretim arzının yeterince sağlanamaması, yaşama ile çalışma arasındaki dengesizlik, ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir gelir elde edilememesi gibi tarifler yapılabilir.
            Bir hükümetin başarısı işsizlikle ölçülür. Çünkü üretime ait bütün kanun ve kararlar hükümet tarafında alınmakta, bir insan kendi dışında oluşan bu ortama uymaya mecbur kalmaktadır. Eğer üretim tam teşvik edilirse bu üretici inputları (girdileri) olabildiğince aşağıya çekilirse ve kredi kullanımında ipotek şartı yerine “rantabl üretimi sağlayacak projeler” öncelik kazanırsa, bir de israf ve tüketim ekonomisi uygulamasına son verilirse böylece yeni iş sahaları açılacak ve onlar istihdam sağlayacağı için işsizlik önlenecektir.
            Siz parayı, ham maddeyi veya mamul maddeyi depolayabilirsiniz ama iş gücünü depolayamazsınız. Bu kullanılmayan iş gücü zaman içinde heba olmuş demektir ve bunu bir daha kullanamazsınız. Bu gün ülkemizde 3,5 milyon işsiz var deniyor. Bu işsizlerin kendilerinin ve ailelerinin çektikleri büyük acıyı bir an için yok sayalım ama bunlar çalışsaydı bir saat içinde 3,5 milyon x 8 saat = 28 milyon/saatlik bir iş ortaya koyacaklardı. Bunlar iş bulup da çalışamayınca bu millet bu kadar büyük bir iş gücünü kaybetmiş olmaktadır.
            Devlet, daha doğrusu hükümet bu probleme mutlaka çözüm bulmalı ve milli gelire yapılacak bu katkıyı dışarıya atmamalı, ülkemizde üretilecek mallar üretilemeyince bu malları ithal ederek, Hasan’a vermediği parayı ve imkânları Hans’a verme lüksünden vazgeçmelidir.
            Bundan 10 sene kadar önce “Fert başına düşen milli gelir” yıllık 3,500 $ idi. Geçen sene (2016 yılı) bu rakamın yani fert başına milli gelirin 10.000 $ olduğu açıklandı. 10,000 $ x dolar kuru olan 3,500 TL ile çarpılırsa = 35 milyar TL/ay yapar. Yıllık gelirin ise 420 milyar TL ettiği görülür.
            Bu değerlendirmeler doğru ve sağlıklı değerlendirmeler değildir. Şöyle ki;
            Toplam milli, geliri toplam nüfusa bölüyorlar çıkan rakamı “Fert başına milli gelir” olarak ilan ediyorlar. Aslında 80 milyonluk nüfusun cebine giren para aylık asgari ücret 3,900 TL (siz 4,000 TL deyin) x 12 ay = 48.000 TL dir. Memuru bu şekilde, emeklisi bu şekildedir. Yıllık 420 milyar TL nerede, 48.000 TL nerede?
            İkincisi de “milli gelir hesaplarına, alınan borçlar dâhil edilmektedir.” Hâlbuki borçlar bir müddet sonra kısa, orta ve uzun vadeli borçlar olarak faiziyle birlikte iade edilecektir.
TÜRKİYE’NİN EKONOMİSİ
            Ekonomi fertler için olduğu gibi devletler için de çok önemlidir. Bu öneminden dolayı bir ülkenin Ekonomi Politikalarını ne dış politika ve iç politikasından ve ne de siyasi ve sosyal politika konularından ayrı düşünmek ya da tek başına ele almak mümkün değildir.
Bu ayki raporumuzu Türkiye’nin genel ekonomik durumu ile 2016 yılının Bütçe uygulamaları ve yeni hazırlanan 2017 yılı bütçesinin değerlendirilmesine tahsis etik. Türk ekonomisindeki gelişmeleri değerlendirirken daha önce belirttiğimiz gibi, konu ile ilgili Bakanlıkların yayınlamış olduğu resmi rakamları verip bu rakamlar üzerinden açıklamalarımızı yapmaya çalışacağız.
Fiyatların, zamların ve enflasyonun göstergesi…
Bu arada konu ile ilgili olarak zaman zaman hükümet üyelerinin ve hükümeti oluşturan AK Parti yetkililerinin açıklamalarına yer vereceğimiz gibi, medyada yer alan görüş ve değerlendirmeleri de dikkate alacağız. Tabii bu arada Türkiye’nin ekonomik sorunlarının nasıl çözüleceğine de işaret edeceğiz. Böylece milletimizi ve iktidarı, hükümetin ekonomik uygulamalar hakkında bilgilendireceğimiz gibi Türkiye’nin önemli ekonomik sorunlarına yönelik görüşlerimizi de açıklayacağız.
Bilindiği üzere Türk ekonomisi çok hassas dengeler üzerinde ilerleyen kırılgan bir yapıya sahiptir. Bu kırılgan yapısı nedeniyle hem dış dünyadaki ekonomik, politik ve siyasi gelişmelerden ve hem de yurt içindeki sosyal ve siyasal gelişmelerden fazlasıyla etkilenmektedir. Bu yüzden Türk ekonomisini incelerken yurt içindeki ve yurt dışındaki gelişmelerin Türk ekonomisi üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir.
Temmuz 2016’da bir başarısız darbe girişimine hedef oldu. Darbe girişimi bastırıldıktan sonra ülkemizde üç ay süreyle Olağanüstü Hal ilan edildi. Üç aylık Olağanüstü Hal bitince süre yeniden üç aylığına uzatıldı. Olağanüstü Hal uygulamaları çerçevesinde hazırlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK)’lerle kamuda çalışan binlerce insanın işine son verildi, soruşturmalar oldu, tutuklamalar yapıldı ve halen de bu durum devam etmektedir. Kamudaki bu uygulama özel sektörde de sürdürüldü. İnsanlar tutuklandı, iş yerleri kapatıldı.
15 Temmuz 2016’dan beri Hükümet asıl olarak PDY ile uğraştığı için dış dünyada olup bitenlerle ve ekonomi ile fazla ilgilenemedi. Yurt içinde ve Kuzey Irak’ta PKK eylemleri arttı. Güney komşumuz Suriye’de PYD/YPG güçleri Türkiye’nin daha önce kırmızı çizgimiz dediği “Fırat’ın Batısı”’na geçti. PYD/YPG’nin bu faaliyetini önlemek üzere TSK tarafından “Fırat Kalkanı Harekâtı” düzenlendi. Bu harekât 4 aydan beri devam etmektedir. Daha ne kadar devam edeceği de belli değildir.  
Suriye’deki çatışmalar sürerken koalisyon güçleri (ABD-Türkiye) tarafından Musul’u IŞİD militanlarının elinden kurtarmak üzere Irak’ta da bir sıcak çatışma alanı oluşturuldu. Türkiye de Irak’taki bu harekâta katılma kararı aldı ve TSK Irak’taki koalisyon güçleri ile beraber Musul’u IŞİD militanlarından kurtarma operasyonuna fiilen katıldı. Halen Musul’daki operasyonlar da devam ediyor. Irak ve Suriye’de iç savaş sürmekte. Irak fiili olarak 3’e bölünmüş durumda. Suriye’de de durum Irak’tan fazla farklı değil. Öte yandan diğer İslam ülkelerinin durumu da içler acısı. Gazze’de İsrail’in zulmü devam ediyor. Mısır, Libya, Pakistan, Afganistan, Bangladeş, Sudan, Somali,  Arakan, Mali, Keşmir ve Doğu Türkistan’da sıkıntılı durum devam ediyor.
Bu arada 20.07.2016 da Kredi Derecelendirme Kuruluşlarından Standart end Poors, 23.09.2016’da da Moodys Türkiye’nin kredi notunu düşürdü. Kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’nin kredi notunu düşürmesi Kabine’nin birçok üyesi tarafından “Bu karar siyasidir” diye nitelendirildi. Biz Sayın Bakanlarımızın bu nitelendirmelerine katılmakla beraber Türk Ekonomisinin iyi olmadığının da bir realite olduğunu belirtmek istiyoruz. Zira işsizlik artıyor, enflasyon yüksek seyrediyor, büyüme hızı azalıyor, döviz yükseliyor, ihracat azalıyor, dış ticaret açığı ve cari açık artıyor. Kısaca bütün bu olup bitenler ekonomimizi çok olumsuz etkilemiştir ve bu halen de devam etmektedir.  
İngiltere’nin AB’den ayrılma konusundaki kararı ABD’deki Başkanlık seçimini Trump’un kazanması ve buna bağlı olarak ABD ekonomisindeki gelişmeler… ABD’de faiz oranının artacağı yönündeki söylentiler daha sonra da (15.12.2016)’da FED’in faiz oranını 25 baz puan artırması tüm dünya ülkelerinin ekonomilerini ve bu arada Türk ekonomisini çok etkilemiş, döviz, Dolar ve Eoro yükselişe geçmiştir.
15 Temmuz 2016’dan önce 2.88 TL olan ABD doları Kasım sonu Aralık ayı başında hızlı bir yükseliş göstermiş 1 ABD doları 3.60 TL’yi görmüş, sonra bir miktar düşmüştü. 15 Aralık 2016’da FED’in faiz oranını artırmasıyla tekrar 3.50 TL’nin üzerine çıktı. Halen 3.50 TL’nin üzerinde seyretmektedir. Yani ABD doları 4-5 ayda yaklaşık 60 kuruş artmıştır. Türkiye’nin 421,5 milyar dolar dış borcu olduğu dikkate alınırsa bunun Türk ekonomisine getirdiği yükün yaklaşık 250 milyar TL olduğu hesaplanabilir. Bu ağır yükün özel sektöre maliyeti ise yaklaşık 170 milyar TL’dir.
Kaynak: Prof. Dr. Latif Öztek – Tablo ve grafikler TUIK
e.MAİL: (nevzatlaleli@gmail.com)

7 Mart 2017 Salı

AMERİKA REFERANDUMDAN MUTLAKA EVET ÇIKMASINI İSTİYOR. TÜRKİYE.NET & GAZETECİ - YAZAR: İbrahim ÇAKIROĞLU

AMERİKA REFERANDUMDAN "EVET" ÇIKMASINI İSTİYOR!...
TÜRKİYE.NET & YAZAR
İbrahim ÇAKIROĞLU
Çünkü…
Bir yap-boz’un parçalarını teker teker yerlerine koymadan önce tablonun ne olduğunu bilmek lazım ki ne nereye konacak, belli olsun. Küçücük ve dalgalı kesilmiş parçalara odaklanılırsa, mavi deniz de olabilir gök de; kırmızı kan da olabilir bayrak da. Burada büyük tablo ise Amerika’nın orta vadeli hedefi.
O zaman işe Amerika’nın Irak savaşını niçin başlattığı ile başlayalım ve ilk önce yanlış bir inancı çöpe atalım. Genelde bu soru sorulduğunda hazır ve kolay cevap “tabii ki petrol için”.
Hiç de değil.
Irak savaşi başladığında Irak’in petrol ihracatı yıllık 30 milyar dolar civarındaydı. Olacak şey değil ya, Amerika’nın bu petrolü sıfır maliyetle çıkartıp Irak’a beş kuruş bırakmadan kendine aldığını, petrol fiyatlarının ikiye katlandığını varsayalım. Elde edilecek gelir yılda maksimum 50-60 milyar dolar.
Irak savaşı nedeni ile orduya verilen maaşlar ve Amerika içinde yapılan harcamalar göz önüne alınmadan Amerika’nın şimdiye kadar Amerika dışında yaptığı harcamalar ise 3.000 milyar dolar civarında. Yalnızca bu parayı amorti etmek için 50 yıl boyunca Irak petrolünün üzerine oturması lazım.
İleride Katar gazının geçiş yolu olması? Harita öyle demiyor ama Suriye’yi de göze alıp bunu da inceleyelim. Katar’ın gazı niye Amerika’nın derdi olsun? Bu, bizim Moritanya ile Fas arasındaki gaz sorunu için oralara asker yollamamız kadar anlamsız. Amerika artık enerjide bağımsız, petrol veya gaz ithal etmeyen, kendine yeterli kaynakları olan bir ülke.
Amerika’nın Irak savaşını başlatmasının ana nedeni İsrail’in güvenliği. Hatırlayalım, o tarihe kadar İsrail birçok kez arap ülkelerinin ortak saldırısına uğramış bir ülke. Bu saldırıların sonuç vermemiş olması bir şey değiştirmiyor, çünkü on kez kazansa da ilk kaybettiğinde geleceği meçhul.
O tarihte İsrail için en büyük tehlike oluşturan ülkeler hangileri? Suriye, Irak ve Mısır yakın komşular olarak ve uzaktan verdiği destek nedeniyle Libya.
İsrail’i güvenceye almanın çaresi ne? Bu ülkeleri yıkmak, düzenlerini değiştirmek. Şimdiye kadar yapılanlara bir göz atalım : Kaddafi öldürüldü, Libya tehlike olmaktan çıktı. Saddam öldü, Irak’ın hali belli. Suriye alt üst edildi, durumu daha iyi değil. Birkaç yıl sonra Fırat’ın doğusu Amerika’nın, batısı ise Rusya’nın kontrolünde olacak.
Şöyle bir geriye dönüp bakalım. Irak savaşı başlatıldığından beri olan süreç, İsrail’in askeri olarak en rahat olduğu süreç değil mi? Demek ki Amerika bu planında başarılı oldu sayılır.
İşte Türkiye burada devreye giriyor. Çünkü bugüne kadar alınmış sonuçlar İsrail’in geleceği için yeterli değil. Burada coğrafya değişmezse 10-15 yıl sonra arap ülkelerinin tekrar İsrail’e yüklenmemelerinin garantisi yok. Bunun tek çaresi, bu ülkeleri bölmek ve İsrail ile bir sorunu olmayan, arkasını Amerika ve Avrupa’ya dayamış bir Kürdistan kurabilmek. Büyük Kürdistan’ın kurulması yalnızca Irak ve Suriye’nin olanaklarını minimuma indirmek anlamında değil, daha sonra da uzun yıllar enerjilerini Kürdistan sorununa harcamak anlamında. İsrail için onlarca yıl askeri tehlikenin uzaklaşması anlamında.
Büyük Kürdistan ise yalnızca Irak ve Suriye’yi bölmekle olamıyor, Türkiye de mecburen bu soruna dahil. Amerika ilk baştan bu sorunu AK Parti’yi iktidara taşıyarak çözümleyebileceğini düşünüyordu, ama olmadı. Irak savaşi öncesi, Erdoğan’ın onayı ile Meclis’e sunulan ve Amerikan ordusunun Irak’a Türkiye’den geçerek girmesini amaçlayan tezkere reddedildi. Bu olay Amerika için iyi yağlanmış olduğuna inandığı çarklarda ilk kum tanesi olarak algılandı. Tekrarının önüne mutlaka geçilmeliydi.
Tezkerenin geçmemesi, Erdoğan’ın parti içindeki ağırlığının diğer kurucu üyeler tarafından dengelenmesi ve Silahlı Kuvvetlerin Irak savaşına müdahil olmaya karşı çıkmasına bağlandı. Bu analiz doğruydu.
Amerika ilk kum tanesinde yol değiştirecek bir ülke değil. Daha tezkereye izin vermeyen bu doku Türkiye içinde Kürdistan eyaletine hiç izin vermezdi. O zaman yapılması gereken neydi? Erdoğan’ı tek adam haline getirmek ve orduyu çökertmek.
Hazırlık safhası 7-8 yıl aldı, sonra uygulamaya konuldu. Bugünkü konuma bir bakalım. Ak Parti kurucularından hangilerinin hâlâ sözü geçiyor? Kurucu 74 üyeden hangilerinin adını hatırlıyorsunuz? Arınç, Davutoğlu ve Gül itibarsızlaştırıldı. Babacan uzaklaştırıldı. Yıldırım, Kuzu, Çavuşoğlu veya Ramazanoğlu hâlâ bakan ama “sahibinin sesi” şekliyle. Türkiye’de parlementer sistem var, en güçlü kişi güya başbakan ama herkes biliyor ki AK Parti’de tek adam Erdoğan.
İkinci ayak ordu idi. Gülen maşa olarak kullanıldı; casusluk davaları, Ergenekon, Balyoz dosyaları ile çökertme operasyonu başlatıldı, vatansever subaylar uzaklaştırıldı. Ama ordu zayıflamış olsa da bu yeterli değildi, ordunun halk gözünde de itibarsızlaştırılması, prestijinin, verdiği güvenin elinden alınması gerekiyordu.
15 Temmuz tezgahlandı, başarısız olması hedeflenerek darbe girişimi tetiklendi. Sonuç, ordudan ve bürokrasiden tutuklanan, uzaklaştırılan, işinden edilen on binlerce kişi… Bugün anayasada böyle bir düzenleme olmasa da Genelkurmay Erdoğan’ın emir subayı haline geldi; yurt dışında caydırıcılığını, yurt içinde verdiği güveni kaybetti.
Kala kala işin son ayağı kaldı. Mutlak yetkilerin Erdoğan’a verilmesi ve halkın bastırılmış, korkutulmuş olması, normal bir ortamda herkesi isyan ettirecek kararlarda bile tepki veremeyecek konuma getirilmesi.
Bundan sonraki hedef Türkiye’nin eyalet sistemine geçmesi, bugünkü Güney-Doğu’muzun adı konulmasa da Kürdistan eyaleti haline getirilmesi. Bunu yapabilecek tek kişi ise Erdoğan. Bugünkü durumda birçok milletvekilinin “bu kadar da olmaz, memleketime döndüğümde sokağa çıkamam, sülaleme vatan hainligi lekesi bulaşır” korkusu ile böyle bir teklifi onaylamama riski var. Halbuki yeni anayasa değişikliği ile Meclis’i de fonksiyonsuz hale getirilmiş bir Türkiye’de Amerika bu kararı Erdoğan’a aldıracak. Amerika Erdoğan’ın o kadar çok açığını yakalamış ki ya yapacak, ya gidecek.
Barzani’nin bayrağının göndere çekilmesi, “Fırat’ın doğusunda bir Kürt devletini tolere edebiliriz” beyanları hep milleti yavaş yavaş bu karara hazırlamak, alıştırmak, bu fikri sıradanlaştırmak için.
Yap-boz’un parçaları yerlerine oturdu mu, tabloyu daha net görebiliyor musunuz? Hiç yoktan ortaya çıkartılan bu referandumun ana nedenini anladınız mı? Ve daha da önemlisi, Türkiye için mi oy vereceksiniz, yoksa Amerika ve İsrail için mi?
http://turkiye.net/yazarlar/ibrahim-cakiroglu/abdden-olumcul-yes/