14 Ağustos 2018 Salı

ÜÇ ARTI BİR VEYA ÜÇÜN BİRİ "Rifat Serdaroglu" -Kimse lafı yandan dolaştırıp, karnından konuşmasın. "PARTİ DEVLETİ=DİKTA" ve "FİKİR FAHİŞELERİ" Toplam: Üç Güncel Makale

ÜÇ ARTI BİR VEYA ÜÇÜN BİRİ
Rifat Serdaroglu
Kimse lafı yandan dolaştırıp, karnından konuşmasın.
Bu iş, kimsenin şahsi veya siyasi çıkarı meselesi değildir. Bu yüzden açık konuşun. Korkmayın, en az Kurtuluş Savaşında can veren dedelerinizin cesaretinin zekâtı kadar cesur olun.
Konu, ülkenin geleceği ve güvenliği meselesidir.
Evlatlarınızın, ailenizin geleceği için bile konuşamayacaksanız ve Güler Sabancı gibi yağcılık yapmaya devam edecekseniz, yazının bundan sonrasını okumayın ve lütfen bizden uzak durun…
2002 yılından beri Türkiye’yi “TEK BAŞINA” ERDOĞAN yönetir.
Bakanlardan milletvekillerine, sivil ve askeri bürokrasiden bölge müdürlerine, hangi cemaatin devlete sokulacağına, kimin zindana atılacağına Erdoğan tek başına karar verir. (Ver Papazı, al Papazı, yargıda yapalım şeyini)
AKP’de “ŞARTSIZ İTAAT” geçerli olduğundan, herkes Erdoğan’ın hoşuna gidecek şekilde konuşur. Bu yüzden Bakan- Milletvekili- Bürokrat- Danışman, doğruları Erdoğan’a söyleyemezler.
Yıllardır yazıyoruz, söylüyoruz;
“Krizi çıkaran borçtur. Bu kadar borç aldınız, borçla ÜRETİM DEĞERİ olmayan inşaatlar yaptınız. Bu borcu çeviremezsiniz, batarız” dedik. Her aklı başında yönetici, ekonomist bunu söyledi ama siz dinlemediniz. Üstelik sizi uyaranları muhalif diye hapse attırdınız.”
Şimdi sizi uyardığımız noktaya geldiniz. Akıllanıp çare arayacağınıza yine kendinizi ve milleti kandırmaya başladınız. Yok faiz lobisi imiş, yok dolar lobisi imiş, yok Trump imiş! Suçu başkalarına atıp kurtulma çabasındasınız.
Bu dediklerinizde haklı olsanız bile iktidar tek başınıza sizsiniz, engel olsaydınız! Bu sebepten;
Yaşadığımız ekonomik ve siyasal krizin TEK SORUMLUSU ERDOĞAN’DIR…
Devlet yönetiminde YETKİ kimde ise SORUMLULUK da ondadır.
Yanlış yapmayacaktınız, dışardan müdahale varsa engelleyecektiniz.
Siz çocuk mu kandırıyorsunuz?
Türk Milletini, burunlarından yakaladığınız Güler Sabancı gibi yağcılardan mı sanıyorsunuz?
Namusuyla çalışan, çoluk çocuğunun nafakasını çıkarmak için ter akıtan insanlarımızı ne hale soktuğunuzun farkında mısınız?
Son 1 yılda Türk Lirası, ABD Doları karşısında %100 geriledi.
Bu bal gibi enflasyondur. Sene başında 1 TL’ye aldığımız malı bugün 2 TL’ye alıyoruz.
Bu herkesin fakirleştirilmesi demektir.
2002’den bu yana TUİK rakamlarına göre uluslararası tefecilere 800 MİLYAR TL FAİZİ siz ödediniz siz!
Türk Milletinden aldınız, yabancı tefecilere verdiniz.
Bir Japon siyasetçi veya bir Alman şansölyesi, ülkesini bu hale düşürseydi, ne yapardı, hiç düşündünüz mü?
Siz hiç olmazsa istifa edin. Her onurlu siyasetçi gibi.
Hep söylüyorum Sayın Erdoğan;
Siz, Sultan-Padişah-Şah-Kral değilsiniz.
Siz, yeterli eğitimi olmayan sıradan birisiniz. Demokrasinin nimetlerinden yararlanıp, seçim oyunlarıyla belli bir zaman dilimi için ülke yönetimini üstlenen bir vatandaşsınız. Süreniz bitince nasılsa gideceksiniz.
Daha kötü durumlara düşmeden, milleti de düşürmeden istifa edin, bırakın bilenler ülkeyi bu bataktan kurtarsınlar!
Neden “İstifa edin” diyorum biliyor musunuz?
Siz bu anlayışınızla, orada durduğunuz müddetçe hiçbir şey düzelmez de ondan!
Bugüne kadar ki tavrınıza bakınca bu öğütü de tutmayacağınız belli oluyor.
Hiç olmazsa o zavallı damadınızı ortaya atıp, çocuğu malamat etmeyin.
Piyasa kurtlarını, ÜÇ ARTI BİR modeli ile kandıramazsınız.
Sonunda ÜÇ te onların, ARTI BİR de onların olur!
ÜÇÜN BİRİ kimin elinde kalır, orasını da yaşarsak göreceğiz…
Not; Sayın Erdoğan! Türk Milleti kendisini tehdit edesiniz diye size oy vermedi.
Siz, bizzat kendiniz 24 Haziran’da seçimi kazanırsanız, ekonomiyi düzelteceğiniz sözünü verdiniz. Sizin kimseye bağırmaya azarlamaya yetkiniz yok.
Bilin ki her bağırdığınızda her tehdit ettiğinizde hem demokrasiden uzaklaşıyorsunuz hem de dövizi arttırıyorsunuz. Bu tarz konuşmaya devam ederseniz, ekonomik çöküntüyü “Federe İslam Devletine” gidişin yolu olarak gördüğünüz anlamı çıkar ki bu Türkiye’yi kaosun kucağına atar.
Lütfen, istifayı bir daha ve ciddi olarak düşünün. Kuralı siz koymuştunuz!
“İstediğimiz Başkanlık sistemine geçmiş bulunuyoruz. Ben dahil kimsenin mazeret hakkı kalmadı. Yapamayan gider, yapacak olan gelir.” Erdoğan…
Sağlık ve başarı dileklerimle 13 Ağustos 2018
Rifat Serdaroğlu

PARTİ DEVLETİ = DİKTA
28 Nisan 2017 tarihindeki “Parti Devleti” başlıklı yazımda, Erdoğan’ın T.C Devletini süratle “Parti Devletine” dönüştürdüğünü ve bunun Türk Milleti için büyük bir felaket doğuracağını yazmıştım.
Yazdım da ne oldu?
Dikkatli okurlarımdan destekleyen mesajlar geldi, mahkemeden celp geldi, yargılandık ve tazminata mahkûm olduk, zar zor ödedik! Olan bu!
Hiçbir siyasi parti yetkilisinden “Arkadaş sen ne diyorsun? Biz buna geçit vermeyiz, hazırlığımız var, rahat ol” diyen “Olmaz kardeşim, senin gözünü Tayyip düşmanlığı bürümüş. Öyle şey olur mu” veya “Doğru diyorsun, ne yapmalıyız” benzeri bir yanıt almadım.
Ya ben çok evhamlıyım ya mevcut partiler kör ya da hepsi cahil ve ihanet içinde!
Maalesef ben haklı çıktım, çıkmaz olaydım…
Tarafsız (!) Başkan Erdoğan aynı zamanda Saray’da oturan, devletin tüm olanaklarını kullanan taraflı AKP Genel Başkanı!
AKP İl Başkanları devletin valisi, devletin Valileri ise AKP İl Başkanı gibi!
AKP İlçe Başkanları da analarından Kaymakam doğmuş gibi!
Tam bir “Milli Şef” dönemi!
Sistemin tıkandığı nokta tam da burası!
Artık toplumun gözünde AKP’yi eleştirmek, devleti eleştirmekle eşdeğer tutuluyor.
Kimse AKP denen ve tek kişi tarafından yönetilen, menzili FETÖ ile aynı olan, Anayasa Mahkemesi tarafından sabıkalı ilan edilen cemaati, devlet güvenlik güçlerinin, Yargının, Maliye’nin korkusundan eleştiremiyor bile!
Parti Devletinin en kötü tarafı, Yargı mensuplarının ve tüm bürokrasinin de AKP teşkilatlarının emrine girmiş olmasıdır.
Yargıç karar verirken bir gözü Saray’da olursa, bir hastane Başhekimi geçici temizlik işçisini işe alırken gözü AKP İl veya İlçe başkanında olursa, o devlet “Parti Devleti”, sistemin adı da “Dikta Yönetimi” olur.
Sonra da başınıza gelmedik bela kalmaz. Dünya üzerinde yapayalnız kalırız, milli servetimiz güneşi gören kar gibi erir gider, çökertiliriz…
Demokratik düzenlerde ülkenin muhalefet partileri, iktidarın böyle sapkın bir uygulamaya kalkışması halinde dünyayı ayağa kaldırırlar, yaptırmazlar.
Çünkü demokrasi, aynen hamilelik gibidir! Ya hamilesinizdir ya değilsinizdir.
Ya demokratsınız ya da değilsiniz. Öyle “az hamilelik” falan olmaz.
Tıpkı “Az demokrasi”, “Türk tipi demokrasi” olamayacağı gibi…
Partilerimiz ne yapıyor?
Bahçeli, Akşener kendisine rakip çıktığında kongreden kaçmadı mı? Öyle bir kaçtı ki, kendini Saray’ın kucağında buldu!
Kılıçdaroğlu, kendi delegelerinden kaçmıyor mu?
Akşener, Tivit ile istifa eden ilk Genel Başkan! Nerede en değerli arkadaşları?
Uysal; Kendini İYİ Partiye milletvekili seçtirdi! İşi bitti!
Türkiye yanıyor, bunlardan tık yok!
Allah rızası için söyleyin; Sizler ne işe yararsınız? Niçin varsınız?
Tüm belediyeleri AKP’ye teslim etmeden o koltuklardan kalkmayacak mısınız?
Ya bu partilerin Milletvekilleri? Sizler ne işe yararsınız?
Bi gidin be arkadaş! Türk Milleti sizlere ömür boyu bakmak zorunda mı?
Batsın sizin Genel Başkanlığınız da milletvekilliğiniz de hırslarınız da!
Nasıl AKP, 17 sene içinde ülkeyi batma noktasına getirdi ve başarısız olduysa, sizler de aynı suçun gönüllü ortaklarısınız, anlayın artık.
İlla elimize sopa alıp ta kovalamak mı lazım?
Bırakın Türk Milletini bir başına! Düşün artık milletin yakasından.
Batacaksak da kendi kendimize batalım! Anlayın, sizlerle birlikte batmak bile istemiyoruz artık!
Varlığınızla, Türk Milletinin mücadele gücünü engelliyorsunuz.
Bizler, tıpkı Kurtuluş Savaşı öncesi tüm ülkede Türk Milletinin sağduyusu sayesinde nasıl örgütlendi isek, yine yaparız.
Bir Papazın yüzünden aşağılanmaktan utanmayan çapsızları geldikleri yere göndeririz ve dikta ne imiş, demokrasi ne imiş herkese öğretiriz. Vesselam…
Sağlık ve başarı dileklerimle 10 Ağustos 2018
Rifat Serdaroğlu

FİKİR FAHİŞELERİ
Bizim lügatimizde fikri namusu oluşmamış, inanmadığı halde menfaati için her kalıba giren, yaşadığı vatanına, kendisini doğuran anasına bile ihanet edecek yapıda olan şerefsizlere “Fikir Fahişesi” denir.
Kadın veya Erkek olmaları hiç fark etmez, hepsi aynıdır.
Bunlar bir de siyasete ve bürokrasiye kapağı atarlarsa, tam bir yıkım elemanı gibi çalışırlar. Bunları yakalayıp, toplum önünde ifşa etmek, ülke aydınlarının görevidir. Bu görev hiç ihmal edilmemelidir.
Fikir Fahişeleri, toplumun ahlakını, gelenek ve göreneklerini, bir arada saygı ve hoşgörü içinde yaşamak arzumuzu yok etmeye çalışan toplumsal seri katillerdir.
Ben siyasi yaşamım boyunca çok sayıda fikir fahişesi gördüm.
Dün “Hırsız” dediğine bugün “Evliya” diyeni, üç kuruş menfaati uğruna dün hain dediği kişinin önünde kırk takla atanı, babasının malı imiş gibi vatanı ve makamlarını satanları gördüm.
Gücümün yettiği kadarıyla bu arızalı tiplerle mücadele ettim. Görev yaptığım kulvarda bulunanları siyaset dışında tutmaya gayret ettim. Başka siyasi kulvarlarda olanları da ifşa ederek uzaklaştırmaya çalıştım.
Bugün sizlere bu fikir fahişelerinden bir örnek vereceğim. İsim yazmayacağım ama nasıl ki; “İki kanadı iki ayağı gagası var, uçar” deyince bunun kuş olduğu anlaşılıyorsa, bu sahtekârları sizler hemen tanıyacaksınız. Fakat onlar kalkıp ta “Bahsedilen şerefsiz benim, yazara dava açacağım” derlerse, yargıda hesaplaşmak ve bunları “Tescilli Fikir Fahişesi” olarak tarihe kaydettirmek bizim için zevk olur…
Adam tescilli Atatürk ve Cumhuriyet düşmanı bir şeriatçıdır.
Bu zehrini kusmayı her fırsatta ve her zeminde görev bilir, hastanede yatarken bile Atatürk’e küfretmeyi sürdürür.
Tarihçi geçinir ama kendi soyunu bilmez.
Son Türk Devletinin kurulmasına ve bugün kendisinin özgür bir insan olarak yaşamasına neden olan, Kurtuluş Savaşını “keşke Yunan kazansaydı” diyecek kadar müptezel bir fikir fahişedir.
Ülkeyi yönetenler, “Behey alçak! Şeriat istiyorsan git Suudilerle yaşa” diyeceklerine üzerinde bu yobazın resmi bulunan pul basılması için izin verirler!
Cumhuriyet Türkiye’sinde, Cumhuriyet ve Atatürk’e küfreden bir fikir fahişesinin, resimli pulunun basılmasına izin veren bürokrat müsveddesine soralım;
Eyy maaşını Türk Milletinin ödediği vergilerden oluşan millet bütçesinden alan soysuz!
Sen de pulunu bastığın yobaz gibi mi düşünüyorsun?
Sen de mi Atatürk ve Cumhuriyet düşmanısın?
Sen her parasını verenin resimli pulunu basar mısın?
Örneğin, parasını verse 54 bin vatandaşımızın kanına giren İmralı’daki bebek katilinin de resimli pulunu basar mısın?
Ya da FETÖ’nün liderinin resimli pulunu basar mısın?
Reza Zarrab parasını döviz olarak öderse, onun da resimli pulunu basar mısın?
Zafer Çağlayan’ın kol saatiyle, Egemen Bağış’ın çikolata kutusuyla birlikte resimli pullarını basar mısın?
FETÖ için 1 TL madeni para basımına izin veren siyasetçi ile, senin gibiler arasında ne fark var? De hele!
İkiniz de bal gibi fikir fahişesisiniz. Sizden hesap sormayandan, Türk Milleti elbette hesap soracaktır…
Not; Yazı günüm olmamasına rağmen bu yazıyı Yargıtay Başkanlığı yapmış bir hukuk duayeninin “Nerede bu devlet” feryadı ve ısrarı ile yazdım.
Yarın görüşmek üzere…
Sağlık ve başarı dileklerimle 09 Ağustos 2018
Rifat Serdaroğlu