Hüseyin Şengül (*)
Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacaklarını
ve Tel Aviv’deki ABD elçiliğini Kudüs’e taşıyacaklarını açıklaması, bazı
ülkelerde gündem değişikliğine yol açtı. Bizim ülkemizde ise, gündem kökten
değişti.
Bir yanda Reza Zarrap davası devam ederken, bir yanda Man
Adası belgeleri iddiaları ortalığı sarmışken, Trump’ın açıklaması, Erdoğan’a
can simidi oldu.
Mısır’da televizyon spikeri maç anlatırken, rakip takımın
çektiği müthiş şut, Mısır takımının kale direğine çarpar. Spiker, büyük bir
heyecanla “yetişti imdada direk!” diye bağırır.
Mısır takımının imdadına nasıl kale direği yetişmişse,
Erdoğan’ın imdadına da Trump’ın Kudüs’ü yetişti.
Yönetme sorunları yaşayan iktidarlar için artık bir klasik
tarih normu haline gelmiş taktiğe göre sorunların üzerini örtmenin, muhalefeti
etkisiz kılmanın veya toplumda oluşan birikimi boşaltmanın en kestirme yolu,
dış meseleler çıkarmaktır. Sorunlar dışarıya izale edildiği ölçüde, çatışmanın
konusuna göre ırkçılık, milliyetçilik, dincilik, büyük devlet, büyük millet
gibi toplumun kolayca manipüle edileceği alanlar öne çıkarılır.
Kudüs özelindeki Filistin İsrail sorunu, taraflar için
bulunmaz bir nimettir. İktidarlar için Kudüs, bu anlamda çatışma ekilen mümbit
bir topraktır.
Erdoğan gerilim yaratmakta, gerilimden beslenmekte epeyi
uzmanlaştı. Son olarak (ki, bu hiç de son olmayacak) Yunanistan ziyaretinde
söyledikleri tarihin, uluslararası hukukun (örneğin Batı Trakya’da müftülük
seçiminin Lozan ile hiçbir ilişkisi yokken, konuyu bu anlaşmanın bir cüziymiş
gibi sunması) kafasını gözünü yarmış, hiç önemli değil; yeter ki ilişkiler
ulusalcı ve İslamcı alanlarda köpürtülsün.

Her Filistin meselesinde ortalığı bir İslam dünyası
söylemleri sarar. Filistin üzerinden siyasal İslamcılar için Yahudi
düşmanlığı bulunmaz bir fırsat sunar. Artık neyse bu İslam dünyası
söylemi, bunun pratikte ne iktisadi ne de siyasal bir karşılığı yok. O İslam
ülkeleri ki ya kendi içlerinde ya da kendi aralarında birbirini öldürmekle
meşguller.
Madalyonun diğer yüzünde ise İsrail sağcı politikacılarının
işgalci ve ırkçı görüşleri, kendi toplumlarında ve Yahudi diasporasında
karşılığını bulmakta.
Ne diyor İsrail Başbakanı Netanyahu: “Kudüs 3 bin yıldır
bizim kutsal şehrimiz ve başkentimizdir.”
Netanyahu’ya ve böyle düşünenlere sormak gerekir; Kudüs
örneğin 3 bin 10 yıl önce kimindi? Tevrat’ta bile yazar; İbrahim (Abraham)
Peygamber bu topraklara geldiğinde, burada kent devletçikleri halinde yaşayan
Kenanlılar, Filistinliler vardı. Filistinli (Tevrat’ta böyle geçer) dev cüsseli
savaşçı Golyat’ı sapan taşıyla öldüren Davud, bir süre sonra
Musevilerin/İsraillerin hem kralı hem de peygamberi oldu. Davud M.Ö. 967
yılında Kenanlıların adına Urşelim dedikleri Kudüs şehrini savaşarak aldı.
Ne diyor İslamcı kesimler; Kudüs 1.400 yıldır Müslümanların
kutsal şehridir. Halife Ömer zamanında, 636 yılında Bizanslıların elinden
alınan Kudüs, Müslümanlardan önce kimlerin şehriydi? 1.000’li yıllardan
itibaren bu kez de Haçlılar bir süre şehri yönettiler.
Kenanlılar, İsrailliler, Romalılar, Sasaniler, Doğu
Romalılar, Memluklar, Haçlılar, Eyyubiler, Osmanlılar, İngilizler…
Bir sosyal paylaşımda şöyle deniliyor: “Kudüs katil ve kahpe
İsrail’in başkenti değildir. İslam’ın başkentidir.” Bu cümle gerek siyasal
gerekse ahlaki açıdan sorunlu bir cümledir. Bunun gibi onlarcası var.
Tarihte halkların veya dinlerin coğrafyalarından hareketle o
halklara veya dinlere bir ontoloji oluşturmaya kalkmak sübjektif tarihçilik,
siyaseten güç dayatmacılığı ve toplumsal ilişkiler açısından da sorunludur.
Geriye dönük bir orijinallik/otantiklik aramak ve buradan güncel politikalar
üretmek hem boşuna hem de tehlikelidir. Yunus’un dediği gibi, “Mal sahibe mülk
sahibi, hani bunun ilk sahibi?”
Şimdi soralım Kudüs falan şehridir, filan şehridir diyerek
siyasal İslamcı görüşle arkeolojik kazılar yapan dincilere ve milliyetçilere;
İstanbul 500 yıl önce kimin şehriydi? 1453 yılında Kohstantinopolis Osmanlılar
tarafından Bizans’ın elinden savaş yoluyla alınmadı mı? Bu tarihten itibaren
Yunanistan’daki Megali İdea düşüncesinin altında ne yatıyor?
Geriye dönük olarak coğrafya üzerinden dine ve etnisiteye
varlık oluşturmaya çalışan her kimse, kendisinin de aynı çalışmanın hedefinde
olacağını bilmesi gerekir. Sen Kudüs’e başkalarını yok sayarak İslam
şehridir dersen, aynı mantıkla Yunanlar da İstanbul’a bizim Konstantinapol’ümüz
derler. Netanyahu da aynı mantıkla “Kudüs 3 bin yıldır bizim
başkentimizdir” diyor. Bu durum halkların değil, silah sanayinin,
komisyoncuların, kamu kaynaklarını talancıların işine gelir!
Sorunlu iktidarların tuzağına düşerek böylesi kabile devletçi
anlayışlara kapılmamak gerekir. Bugün kim nerede yaşıyorsa, orası onların
vatanıdır.
Tarihte Kudüs’ün coğrafyasına hâkim olan birçok devlet, din,
toplum var. Bunların bir kısmı yerli, bir kısmı işgalcidir! Kenanlılar,
İsrailliler, Romalılar, Sasaniler, Doğu Romalılar, Memluklar, Haçlılar,
Eyyubiler, Osmanlılar… Bu anlamda Kudüs hem bunların hiçbirine ait değil hem de
bunların hepsine ait.
Kudüs tek tanrılı üç din için kutsal bir kenttir. O
Yeruşalim ki, İbranicede tanrının esenliği anlamına gelir, Yahudiler için en
kutsal kenttir. Bugün Yahudilerin Süleyman Peygamber tarafından mimar Hiram’a
yaptırdığı ancak Babiller tarafından 586 yılında yerle bir edilen meşhur
“Süleyman Tapınağının” bugüne kalmış küçük bir duvar parçası önünde ağlamaları
boşuna değil.
İsa'nın çarmıha gerildiği Golgota tepesinde inşa
edilen 1.600 yıllık Kutsal Kabir veya Yeniden Doğuş Kilisesi’nin
Hıristiyanlarca anlamı boşuna değil.
Müslümanlar için Muhammed Peygamberin göğe yükseldiği,
Halife Ömer’in inşa ettirdiği Kubbetüs Sahra ve Mescid-i Aksa’nın yer aldığı
Kudüs’ün kutsallığı boşuna değil.
İsrailliler Kudüs bizimdir, bizim olacak derse…
Filistinliler, İsrail de kim oluyormuş, Kudüs bizimdir,
bizim olacak derse…
Müslümanlar, Yahudiler de kim oluyormuş Kudüs bizim
kutsalımızdır, İslam’ın başkentidir derse…
Bu iddiaların bir tek çözüm yolunu dayatır: Kim güçlüyse,
Kudüs onundur!
Ancak bu dayatmacı ve şiddet içeren iddiaların dışında da
çözüm yolları var. Yeter ki iktidarların ekmeğine yağ sürecek çatışmalı
ortamdan uzak durulsun.
Kudüs, Kudüs’te yaşayanların şehridir. Kudüs, her üç tek
tanrılı dinin kutsallık atfettikleri şehirdir. Taraflardan biri diğerini yok
saymamalı ve üzerinde egemenlik kurmamalı. Bu son derece naif bir görüş,
biliyorum.
İsrail’in Filistinliler aleyhindeki yayılmacı ve işgalci
tutumuna karşı Müslümanlık slogan ve söylemleriyle değil, insan hakları
açısından karşı çıkılmalı diye düşünüyorum.
Kudüs bizimdir demek yerine Kudüs, Kudüs’te yaşayan herkesin
şehridir denildiği zaman
Kudüs kutsalımızdır demek yerine Kudüs, Kudüs’ü kutsal gören
her inancın ortak kutsalıdır denildiği zaman…
İsraillilerin de Filistinlilerin de haklarının eşit ve
ayırımsız savunulduğu zaman…
Yakın gelecekte olmasa da barışa bir yol açılır
umudundayım.
* * *
Not: Kudüs’te az bir Yahudi nüfus olduğu, orada daha
çok Müslüman nüfus olduğu şeklinde yaygın bir algı var. Bu yanlışlığı düzeltmek
için aşağıda birkaç dönemin nüfus sayımını veriyorum.
“Prusya Konsolosluğuna göre, 1845 yılındaki nüfus 16 bin 410
idi. 7 bin 120 Yahudi, 5bin Müslüman, 3 bin 390 Hristiyan, 800 Türk asker ve
100 Avrupalı bu sayıyı oluşturmaktaydı.
“1922’den 1948 yılına kadar, şehrin nüfusu 52 binden, 165
bine ulaştı. Bu nüfusun üçte ikisi Yahudi ve üçte biri Arap’tır (Müslüman ve
Hristiyan).” (www.mynet.com/haber/)
Aralık 2007 yılındaki nüfus sayımının sonuçlarına göre
Kudüs’teki nüfus 747 bin 600’dür. Nüfusun yüzde 64'ü Yahudi, yüzde 32'si
Müslüman ve yüzde 4’ü Hristiyan’dır. (HŞ/HK)
(*) Hüseyin Şengül
1957 Sivas Akpınar köyü doğumlu. Emekli. Evli ve iki oğlu
var. “Sivas Akpınar’ın Yazısız Tarihi”, “Bir Gezi Bin Renk”, “Narın ve Şarabın
Harında” (şiir), "Sisyphos'un Kaderi" adlı kitapları var. Bir
dönem 'Bizimkenthaber' adlı site dergisinde yayın yönetmenliği ve Gerçek
Gazetesi'nde köşe yazarlığı yaptı. Gazetemistanbul'da yazıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder