16 Nisan 2015 Perşembe

MERSİN’DEKİ GÜMRÜK DUVARI;.. Prof. Dr. ATA ATUN

MERSİN’DEKİ GÜMRÜK DUVARI
Prof. Dr. ATA ATUN
Bazı üreticilerimiz, ürettikleri malı Türkiye’ye satamamaktan şikayet ederler. Evrak işlerinin çokluğundan, gümrük memurlarının sertliğinden veya da olumsuz yaklaşımlarından rahatsızlığını dile getirir, ürettikleri malın Türkiye’ye girişi ile ilgili izin veren Bakanlıkların, KKTC’den ithal yapılmasına karşı çıktıkları için el altından gizli gizli engel çıkardıklarını söylerler. KKTC’de üretilen malların Türkiye’de rekabet ortamı yaratacağı ve yerel üreticileri darbeleyeceği gerekçesi ile Avrupa Birliği gibi Türkiye’nin de KKTC’ye ticari ambargo koyduğunu iddia ederler. ​Dillerinin kemiği yok.
Bol bol konuşur ve şehir efsaneleri üretirler. Birçok Kıbrıslı Türk, bu olumsuz şehir efsaneleri, konuşmalar, iddialar, yayınlar ve suçlamalar nedeni ile Mersin’de çok yüksek ve aşılamaz, aynen Fransızların İkinci Dünya Savaşında Alman orduları geçemesin diye inşa ettikleri ünlü Majino hattı gibi bir gümrük duvarı olduğu inancında. Bu kişiler her tür olumsuz iddiayı ortaya atarlar ama aynaya bakmak bir türlü akıllarına gelmez nedense. Başkalarını merdiven altı olmakla suçlarlar ancak kendilerinin neyin altında olduklarını görmek istemezler, kendilerini yargılamak akıllarına hiç gelmez. İşin doğrusu, iddia edildiği gibi Mersin’de herhangi bir Gümrük Duvarı yok. Bırakın duvarı, çit bile yok.
            Anavatan Türkiye bütün kapılarını, KKTC’deki üreticilerin ürettikleri ticari mallara sonuna kadar açmış. Hatta yere kırmızı halı bile sermiş. Lütfen çalışın, üretin ve Türkiye piyasasına gönderin diyerek. Her işte olduğu gibi elbette bu konuda da, KKTC’de üretilen ticari malların Türkiye piyasasına girebilmesi için birtakım kurallar ve standartlar var. Türkiye piyasasına girebilmek için bu kurallara uymak şart. Başta sağlık ve hijyen kuralı geliyor, sonra da denetim, beyan ve etiketleme. Bunların hepsi TSE’de açık ve net bir şekilde belirtilmiş. Kurallara uydunuz mu, kapılar sonuna kadar kendiliğinden açılıyor. Bunun için kapı koluna elinizi uzatmanıza bile gerek kalmıyor. Üretilen ticari mallar, sonuna kadar açık kapılardan, elini kolunu sallayarak geçiyor, herhangi bir gümrük vergisi veya başka tür bir vergi ödemeden. Sadece KDV ödeniyor ve satış sonrası da bu KDV geri alınıyor.
            Gerçekte gerekli olan bütün evrak işlemleri, daha ticari mallar daha yola çıkmadan, Kıbrıs Türk Ticaret Odasında (KTTO) ve T.C. Lefkoşa Büyükelçiliğinde yapılıyor ve tamamlanıyor. Bu aşamadan sonra önemli olan üretilen ticari malın üzerindeki etiketinde yazılanlar ile içindekinin birebir uyuşması. Türkiye’nin gümrük kapılarında yapılan kontrollerde, etikette yazılanlar ile ticari malın içindekiler uyumlu ise sorun yok ve bütün işlemler orada bitiyor, ticari mal da Türkiye’ye giriyor. Yani, denetim, kontrol ve vergilendirme açısından Türkiye’nin herhangi bir şehrinde üretilen ticari mal ile KKTC’de üretilenin arasında hiçbir fark yok.
            TSE kurallarına uyan, T.C. Gümrüklerindeki denetimlerden alınlarının akı ile geçen başarılı birkaç şirketimiz var. Yerel televizyonlarımızda reklamlarını gururla seyrettiğim bu şirketlerimizden bir tanesi, haftada asgari 4 konteyneri, KKTC’de ürettiği mamullerle doldurup, Adana’da kurduğu, gene kendisine ait şirketine göndermekte. Oradan da Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesindeki temsilcilerine dağıtmakta. Bu şirket şu anda, Türkiye’de devlerin hâkim olduğu pazarda 6. sıraya yerleşmiş durumda…
            Buradaki, Rumların başlattığı ve BM Güvenlik Konseyi’nin 18 Kasım 1983 günü aldığı 541 numaralı insanlık dışı ambargo kararını sıfırla çarpan anavatan Türkiye’nin güzel ve Kıbrıslı Türkleri destekleyici bir uygulaması ve sanayicilerimizin de birlikte gururunu yaşadığımız bir başarısı…
            Ata ATUN, e-mail: ata.atun@atun.com, http://www.ataatun.org
Facebook: Ata Atun, http://www.twitter.com/ataatun, 15 Nisan 2015

19 Mart 2015 Perşembe

ULUSLARARASI BURS VERENLER DERNEĞİ, (ULUBURS-DER) BAĞIŞ YAPANLARA ONUR ÖDÜLÜ VERECEK

ULUSLARARASI BURS VERENLER DERNEĞİ, BAĞIŞ YAPANLARA ONUR ÖDÜLÜ VERECEK
Türkiye de yüksek öğretim gören, Türk ve yabancı uyruklu öğrencilere "karşılıksız burs veren" Dernek; Geçen yıl Ankara Valiliği tarafından, Sivil Toplum Kuruluşları (STK'lar) arasında Üstün Hizmet ve Başarı Belgeleri ile ödüllendirilmişti.
İktisadi İşletmesi olmayan Derneğin, geliri her ay üyelerin verdiği 20.-TL üye aidatlarıyla ile Burs fonu oluşuyor. Fonda biriken miktar Burs olarak üniversite öğrencilerine veriliyor.
Derneğin  bu yılın başında Ankara ve Çorum’da uygulamaya koyduğu  indirimli yerler projesi ilgi görüyor. www.bursder.com web sayfasında yer alan Ankara  ve üyelerin çoğunlukta olduğu Çorum’da 200 den fazla sektörle( simit cafe, kırtasiye, restoran, otel, pastahane…gibi) indirim anlaşması yaparak, üniversite öğrencileri başta olmak üzere, Dernek üyeler ve Derneğe bağışta bulunan hayır severlere Dernek İNDİRİM KARTI vererek bu işletmelerin indiriminden faydalanmalarını sağlıyor.
Dernek, eğitime destek vermeyi teşvik etmek amacıyla başlattığı, geleneksel ödül töreni Türkiye’ genelinde Derneğe 1000.-TL üstünde nakit veya karşılığında yardımda bulunan kişi ve kuruluşlara verilecek. Basın açıklamasıyla yapılacak onur ödül töreni, 2015 Nisan ayı sonunda kadar bağış yapacakları da kapsıyor.

Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi almak için;
E-Posta: ulubursder@gmail.com
Tel: 0544 497 17 18
Web: www.bursder.com

13 Mart 2015 Cuma

Suriye'ye açılan gümrük kapılarına yeni düzenleme

Suriye'ye açılan gümrük kapılarına yeni düzenleme

Gümrük ve Ticaret Bakanı Canikli, Suriye'ye açılan kara hudut kapılarında verilen gümrük hizmetlerinin yeniden düzenlendiğini bildirdi.
Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, bazı basın yayın organlarında yer alan Cilvegözü ve Öncüpınar kara hudut kapılarının tamamen kapatıldığına yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını belirtti. Bu kapılarda verilen gümrük hizmetlerinin Suriye’de yaşanan son gelişmeler sebebiyle yeniden düzenlendiğini ifade eden Bakan Canikli, Cilvegözü ve Öncüpınar sınır kapılarında işlemlerin "sıkı denetim altında ve kontrollü" şekilde yürütüldüğünü kaydetti.
Suriye ile Türkiye'nin 911 kilometrelik kara sınırı uzunluğu bulunduğuna işaret eden Bakan Canikli, bu ülkede ortaya çıkan olumsuzluklar nedeniyle 2012 yılında Cilvegözü, Öncüpınar, Karkamış ve Akçakale kara hudut kapılarında verilen gümrük hizmetlerinin güvenlik tedbirleri alınarak yeniden planlandığını söyledi.
"Can ve mal güvenliği en üst düzeyde sağlanacak"
Suriye ile Türkiye arasındaki ticaretin 2012 yılından bu yana Bakanlığın kara hudut kapılarına yönelik aldığı güvenlik temelli tedbirler çerçevesinde yürütüldüğünü anlatan Canikli, şöyle konuştu:
"Bakanlığımızda konuyla ilgili son duruma dair bir takım değerlendirmeler yaptık ve tüm bu çalışmalar neticesinde; kara hudut kapılarında çalışan taşra teşkilatı personelinin, yolcuların ve ticaret erbabının emniyeti için acil, etkin ve insani bir takım önlemler uygulamaya koyduk. Bakanlığımız hali hazırda devam eden tedbirlere ilave olarak alınan bu önlemler çerçevesinde, hudut kapılarında görev yapan veya gümrük hizmetinden faydalanmak isteyen herkesin can ve mal güvenliğini en üst düzeyde sağlamayı, ihracatımızın olağan akışında devam etmesini, diğer taraftan yasa dışı ticareti de engellemeyi hedeflemektedir. Söz konusu ek önlemler daha önce alınan tedbirlere ilave niteliğinde olup Suriye’ye açılan herhangi bir kara hudut kapısının kesinlikle kapatılması söz konusu değildir."
(AA) 13 Mart 2015 Cuma 12:06

28 Ocak 2015 Çarşamba

Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli iddialı ve kararlı konuştu: 'Vatandaşa daha hızlı gümrük hizmeti sunacağız'

'Vatandaşa daha hızlı gümrük hizmeti sunacağız'
Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin Canikli, “İşlemlerimizi hızlandıracağız, vatandaşa daha kaliteli, daha hızlı gümrük hizmeti sunacağız; eziyet haline gelmeyecek. Ama bunu yaparken de hiç kuşkusuz güvenli bir şekilde gerçekleştireceğiz” dedi.
Gümrük ve Ticaret Bakanı Canikli, “Dünya Gümrük Günü” kapsamında, Bakanlığın vermiş olduğu davette, gümrük çalışanlarıyla bir araya geldi. Bakan Canikli, yaptıkları çalışmalar hakkında açıklamalarda bulundu.
“KORUMAMIZ, KURALLARA UYGUN BİR ŞEKİLDE YÜRÜTMEMİZ GEREKEN ÇOK ÖNEMLİ BİR İŞİMİZ VAR”
Gümrüklerdeki hassas çalışmalara değinen Canikli, şu ifadeleri kullandı:
“Esasında, gümrük işlemleri dünyanın her yerinde bu hassasiyeti taşır, bu hassasiyet özelliğini barındırır ama bu Türkiye’de biraz daha fazladır. Belki, dünyadaki ülkelerin önemli bir bölümünden çok daha fazla hassasiyete sahip bir gümrük konumumuz, pozisyonumuz ve yönetmemiz gereken bir iş var. Bu hassasiyeti belirleyen en önemli faktörlerden bir tanesi, genel gümrük işlemleri dışında; ülkemizin her tarafının, çok geniş bir sınır coğrafyasına, sınır hattına sahip olması. Bu önemli bir faktördür. Sadece, Suriye ve İran sınırlarımızın uzunluğu yaklaşık bin 400 km. Buna, bir de bu coğrafyanın kırılgan yapısı, içinde bulunduğumuz konjonktür ve dönem itibarı ile adeta ateş çemberi içinde olması özelliği dikkate alındığında, hesaba katıldığında; bu coğrafyanın, bu özelliğinin ne kadar belirleyici olduğu görürsünüz. Tabi sadece, İran, Irak ve Suriye sınırından ibaret değil. Diğer bütün sınır hatlarımızı, hava hat alanları dahil olmak üzere, hepsini üst üste koyduğunuzda gerçekten korumamız gereken, kurallara uygun bir şekilde yürütmemiz gereken çok önemli bir işimiz var.”
“EZİYET HALİNE GELMEYECEK”
Gümrük hizmetlerinin daha hızlı, kaliteli ve güvenli bir şekilde gerçekleşeceğini vurgu yapan Canikli, “İşlemlerimizi hızlandıracağız, vatandaşa daha kaliteli, daha hızlı gümrük hizmeti sunacağız; eziyet haline gelmeyecek. Ama bunu yaparken de hiç kuşkusuz güvenli bir şekilde gerçekleştireceğiz. Yani mevzuata uygun bir şekilde. Hem hızlı olacak, olabildiğince kaliteli olacak ama aynı zaman da mevzuata uygun olacak. Bu iki dengeyi çok iyi bir şekilde kombine etmemiz, ideal kombinasyonu yakalamamız ve bulmamız gerekiyor. Yani ne güvenlik faktörünü öne çıkararak, insanlara bu işlemleri için eziyet çektireceğiz. Yani, örnek olarak, ithalattır ya da ihracattır fark etmez; açacağız, tüm eşyaları kontrol edeceğiz, gözden geçireceğiz ondan sonra yol vereceğiz. Güvenlik adına bu en uç nokta. Böyle bir imkanımız, böyle bir seçeneğimiz yok. Tüm giren çıkan TIR'ların açılarak, tam tespiti yapılarak, en doğru tespit o şekilde yapılır değil mi, bu şekilde yaptığınızda yüzde 100 güvenli bir gümrük işlemi sunarsınız. Bütün konteynerleri açar bakarsınız, tek tek tespit edersiniz, tek tek sayarsınız; ölçersiniz, tartarsınız, hepsini; tüm giren ve çıkan, eşya içeren her şeyi. Yüzde 100 güvenliği sağlarsınız ama kaliteli bir gümrük hizmeti vermemiş olursunuz ya da tam tersi, işlemlerin hızlanması için bütün güvenlik önlemlerini, tedbirlerinin bir kenara bırakırsınız; isteyen girer, isteyen çıkar. Bunu da yapmamız mümkün değil” ifadelerini kullandı.
“BİR SAATTE 100 ADET TIR”
Gümrüklerde gelişmiş ve hızlı bir tarama sisteminin bulunduğunu söyleyen Canikli, “İdeal bir kombinasyon yakalamamız gerekiyor. İki amacı birlikte, iki amacı tek amaç olarak yürütmemiz gerekiyor. Bakın bugün, bir araç tarama cihazı, x-ray cihazı saatte 100 tane TIR'ın eşyasını, bize yeterince bilgi sağlayacak şekilde tarama imkanına sahip. Bir saatte 100 adet TIR. Bugün bizim, Türkiye’de bu amaç için toplam 38 tane x-ray cihazımız var ve günlük ortalama fiili kapasitesi 23-24 civarında. Biri, saatte rahatlıkla 80-100 TIR'ı, kaliteli bir şekilde, güvenlik talebimizi karşılayacak şekilde hizmet sunabilecek araçlar geliştirmiş vaziyette ya da bir otobüsü yolcuları ile birlikte, en minimum seviyede radyasyona yani, sağlık açısında en ufak sıkıntıya sokmayacak. Çok hızlı bir şekilde, 1 dakikanın altında tarama kapasitesi olan cihazlar geliştirilmiş durumda. Önümüzdeki günlerde yoğun bir şekilde, bu imkanı kullanacağız. Öncelikle bu hepimizi ciddi anlamda rahatlatacak” diye konuştu.,
“KONUŞULMASI BİLE MÜMKÜN OLMAYAN BİR HEDEFTİ”
Canikli, gümrük çalışmaları alanındaki teknolojik gelişmeler hakkında ise, “Şu anda insan gücüyle, fiziki olarak yapmaya çalıştığımız birçok işlemi, önümüzdeki çok kısa bir süre içinde inşallah; teknolojinin bu imkanlarını kullanarak, çok daha hızlı, çok daha etkili ve verimli bir şekilde yapacağız. Onun çalışmalarına başladık esasında, son aşamaya doğru hızla geliyoruz. Bunun ile ilgili olarak, çok büyük harcamalar gerektirmeyecek; inşallah 70-80 tane bu kapsamda, bu özelliklere sahip alacağımız x-ray cihazıyla; Türkiye’ye giren ve çıkan tüm TIR'lar, tüm araçlar, tüm konteynerler, tüm kargo ve diğer bagajların hepsi yüzde 100 taramadan geçirilecek. Bu belki 5 yıl önce, 10 yıl önce hayata geçirilmesi mümkün olmayan, hatta konuşulması bile mümkün olmayan bir hedefti ama bugün çok yakınımızda, rahatlıkla elde edebileceğimiz bir hedef olarak karşımızda durmaktadır” açıklamalarında bulundu.
Gümrük çalışanlarının başarılı çalışmalarına da değinen Canikli, “Gayretle arkadaşlarımızın çalıştığını söylerken sadece hamaset ifade etmiyordum ve bunların hepsinin altında gerçek, reel olaylar var. Bunlarda bir tanesi, Mehmet Bey kardeşimizin koordinatörlüğünde yürüyen bir çalışma var. Akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili olarak yapılan bir çalışma söz konusu. Son 3 buçuk ay içerisinde 650 milyon lira ceza yazılmasını gerektiren olayları tespit ettiler” dedi.
Türkiye’ye getirilen sahte ayakkabıları fark ederek, yurt geneline yayılmadan, toplanmasını sağlayan iki gümrük görevlisi, Beytullah Yıldırım ve Hakan Ülker de sertifikalarını alanlar arasındaydı. Aynı zamanda futbol hakemliği de yapan Hakan Ülker, Bakan Canikli’ye forma, sarı ve kırmızı kart hediye etti.
MUSA ERDOĞAN 

23 Ekim 2014 Perşembe

17 ARALIK MUAMMASI; YOLSUZLUK, KAÇAKÇILIK VE FETULLAHÇI POLİSLER DOSYASI

FETULLAHÇI POLİSLER DOSYASI:
'İhbar maillerini polisler yazıyordu'
17 Aralık soruşturması için verilen takipsizlik kararında Savcı Ekrem Aydıner, polislerin yaptıkları istihbari dinlemelerden elde ettiği verileri isimsiz ihbar mailine dönüştürdüklerini, sonra da buna dayanarak soruşturma başlattıklarını yazdı.
17 Aralık soruşturması için yazılan 63 sayfalık takipsizlik kararından, Cemaat'in polise hakim olduğu dönemdeki uygulamalara ilişkin dikkat çekici veriler yansıdı.
Kararda, 17 Aralık’ta yapılan operasyonun ardından görevden alınan Savcı Celal Kara ile emniyet görevlilerinin topladıkları delillere ilişkin değerlendirmeler yer aldı.
Kararda soruşturmanın başlamasıyla ilgili net bir olay bulunmadığı, somut bir vakaya dayanmadığı sadece "isimsiz ihbar" gibi bilgilerle soruşturmanın başladığı vurgulandı.
'İhbarlar somut vakalara dayanmıyor'
İsimsiz, uyuşturucu ve karapara aklama gibi iddiaları içeren ihbarların somut vakalara dayanmadığı, bu nedenlede de kuvvetli şüphe nedenlerinin arandığı telefon dinleme işlemi için gereken şartların oluşmadığı belirtildi.
Telefon dinleme kararının verildiği ilk anda kuvvetli suç şüphesini gösterir bir delililin olmadığı da vurgulandı. Savcılık, "Başka şekilde delil elde etme imkanı olmasına rağmen, diğer yollardan hiçbir araştırma yapılmamış olması, telekomünikasyonun denetlenmesi kararını hukuka aykırı hale getirmektedir" dedi.
'İstihbari dinleme yapan polis, isimsiz ihbar yapıyor'
Takipsizlik kararında polisin istihbari dinleme yaptığı, daha sonra elde ettiği verileri isimsiz ihbar mailine dönüştürdüğü ve bunların üzerinden soruşturma başlattığı belirtildi.
Sarraf ve diğer şüphelilere yönelik ihbarlara da dikkat çekildi. İhbar maillerinde şüphelilerin kullandıkları telefon numaraları bile belirtildi.
Savcılık, "Bu durum, kolluk tarafından istihbari dinlemeden elde edilen bilgilerin veya hukuka aykırı yolla elde edilen delillerin isimsiz ihbarlar yoluyla adli soruşturmada kullanıldığını göstermektedir. Bu yolla elde edilen verilerin, isimsiz ihbarla soruşturmaya başlanması için delil olarak kullanılması hukuka aykırıdır" ifadelerini kullandı.
'Polis savcılığa iki ay haber vermedi'
Polisin soruşturmaya başlamak için savcılığa haber vermesi gerektiği belirtilen kararda, isimsiz ihbarın 18 Temmuz 2012’de geldiği, ancak soruşturmanın 13 Eylül 2012’de başladığı, bu tarihe kadar ne yapıldığının belirsiz olduğu vurgulandı. Savcılık kararında isimsiz ihbar mailinden derhal haberdar edilmesi gereken savcılığın yaklaşık iki ay sonra bilgilendirildiğine de dikkat çekti.
'Aynı IP adresinden 12 ihbar'
Savcılık kararında emniyete gönderilen ihbar mailine ilişkin çarpıcı bilgiye de yer verdi. Şüphelilerle ile ilgili 1 Ağustos 2013 tarihinde emniyete bir ihbar maili gönderildiğini ifade eden savcılık, “İhbarın yapıldığı IP adresinden 12 kez daha ihbar yollandığı tespit edildi. Bu şekilde çok sayıda ihbar yollanan bir IP adresi hakkında hiçbir araştırma yapılmamıştır” dedi.
'Kararlarda çelişkili ifadeler'
Şüphelilerle ilgili Eylül 2012’de alınan dinleme kararının ilk sayfasında suçlamanın ‘örgüt kurmak ve örgüt faaliyeti çerçevesinde kaçakçılık yapmak’ yazılı olduğu ancak ikinci sayfasında ise 'kaçakçılık ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklamak' suçlamasının yer aldığı tespit edildi. Savcılık bu durumun ‘ciddi bir çelişki olup, kanundaki düzenlemeye aykırı’ olduğunu ifade etti.
Savcılık soruşturma dosyasında yer alan bazı ihbarlarda 'işin ucunda uyuşturucu baronları ve PKK olduğunun ileri sürüldüğünü ancak bu hususların da tamamen gözardı edildiğini' kararında anlattı.
'Kararlarda somut delil yok'
Takipsizlik kararına göre, şüpheliler hakkında verilen teknik ve fiziki takip kararları somut delillere dayanmadı. Bu tespitine örnek de veren savcılık, Sarraf hakkında fiziki takip kararı verilen bir kararda ‘Sarraf’ın yurtdışından iki valizle geleceği, bazı şahıslarla kaçak altın ticaretine ilişkin görüşme yapacağı’ belirtildi. Ancak takip edilen Sarraf’ın havaalanından çıkarak eşi ile görüştüğü, sonrasında ayrıldığı tespit edildi. Savcılık bu olayla ilgili, "Görüldüğü üzere teknik takip kararının dayanağı olan iddia gerçek dışı çıkmıştır. Buna rağmen dört hafta teknik araçlarla takip kararı verilmiştir. Kararda hangi bilgi ya da delile dayalı olarak bu suçlara ilişkin kuvvetli şüphenin oluştuğu belirtilmemiştir" dedi.
Takipsizlik kararında, şüpheliler hakkında alınan izleme kararlarının delile dayanmadan keyfi biçimde uzatıldığı belirtildi.
Sarraf ile görüşenlere 'delilsiz dinleme kararı'
Kararda bazı isimlerin sadece Rıza Sarraf ile suç unsuru olmayan birkaç görüşme yaptığı için dinlemeye alındığı ifade edildi.
Sanatçı Ebru Gündeş’in de eşi Sarraf nedeniyle dinlemeye alındığı ancak Gündeş’in 17 Aralık’ta hazırlanan fezlekede şüpheli olmadığı, eşi ile yaptığı aile içi görüşmelerin de kaydedildiği vurgulandı.
Karardaki bilgilerin delili yok
Sarraf ile ilgili alınan teknik araçlarla izleme kararlarının birinde ‘Sarraf’ın banka alacağı, bunun için de Süleyman Aslan’ı aracı kıldığı’ belirtildi. Ancak soruşturma dosyasında bu bilginin kaynağı bulunamadı. Dinlemeler ve fezlekelerde bu yönde bir bilgiye rastlanmadı.
Özel hayatı ihlâl
Sarraf’ın mahkeme kararı ile mail şifresinin alındığı ve şifre ile mailine girildiğini belirten savcılık, "Bu biçimde delil elde etme işlemi hukuka aykırıdır. Şifre ile girilen elektronik posta adreslerinde bireylerin her türlü bilgi ve belgeleri yer alabilir. Bu durum kişilerin özel hayatında öngörülemez ihlallere neden olabilecektir. Hangi maillerin kopyasının alındığı denetlenebilir değildir" dedi.
Soruşturmaya emniyete gönderilen e-posta ihbarı üzerine başlanıldığı ancak suç vasıflandırılmadan teknik takip kararı alındığı belirtildi.
Devlet politikası vurgusu
Takipsizlik kararında, şüpheli Rıza Sarraf’ın ortağı olduğu bazı şirketlerin İran ile yaptığı altın ticaretine değinildi. Sarraf’ın ortak olduğu bazı şirketlerin 2012 yılı Şubat ayından itibaren İran’a önemli tutarda altın ihracatı gerçekleştirdiği belirtildi. Savcılık, bu ihracat işlemlerinde hukuka aykırı bir yön bulunmadığını ifade etti.
Kararda savcılık tarafından Halkbank’ın kayıtlarının da inceletildiği anlatıldı. Yapılan incelemede Sarraf’ın yönetim kurulu başkanı olduğu Royal Denizcilik adlı şirketin ticari hacminin önemli bölümünü İran ile yapılan altın ihracatının oluşturduğu ifade edildi. Özellikle altın ihracatının 2012 yılında rekor düzeye ulaştığı belirtilen kararda, "Hatta Türkiye’nin ihracatında önemli bir yer tuttuğu, şirketin kayıtlarından ve Halkbank’ın kayıtlarında yapılan incelemede anlaşılmıştır" denildi.
Şirketin yaptığı ihracat işlemlerinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığını vurgulayan savcılık, "Yapılan işlemlerin İran’a uygulanan ambargoyu delmeye yönelik girişim olarak değerlendirilmesi başsavcılığımız tarafından yürütülen suç soruşturması kapsamının dışında olan bir husustur. Bu yöndeki işlemlere devam edilmesi ve izin verilmesi bir devlet politikası gereği olup, doğruluğu ve yanlışlığı tartışma konusu yapılmayacaktır" şeklinde ifadeler yer aldı.
Kaynak: Al Jazeera 
[publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat]
[tags FETULLAHÇI POLİSLER DOSYASI, İhbar mailleri, polisler]

22 Eylül 2014 Pazartesi

ZEYBEKCİ’DEN, TOKAT GİBİ UYARI: “BİZİ ALMAZSANIZ GÜMRÜK BİRLİĞİNİ SÜRDÜRMEYİZ”

ZEYBEKCİ’DEN AB'YE "TOKAT GİBİ" UYARI: “BİZİ ALMAZSANIZ GÜMRÜK BİRLİĞİNİ SÜRDÜRMEYİZ”
Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) Fırsatlar & Riskler Konferansı’nda konuşan Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, ”Türkiye, AB ve kadim dostumuz ABD ile yapılacak TTIP arasında yer alacak. Bunun aksini kabul etmiyoruz. Eğer bizsiz imzalarsanız Gümrük Birliği anlaşmasını sürdürmeyiz” şeklinde konuştu.
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, ABD ve AB arasında görüşmeleri süren Serbest Ticaret Anlaşması’nda Türkiye’nin durumu ele alındığı ’Yeni dönemde Türkiye-Amerika- Avrupa perspektifi: Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) Fırsatlar ve Riskler’ konulu konferansa katıldı.
Gaziemir Ege Serbest Bölgesi’nde (ESBAŞ) düzenlenen ve 2 gün sürecek konferansa ABD ve Avrupa’dan 200 civarında yerli ve yabancı iş dünyası ve kamu lideri ile siyasetçi, bürokrat, yatırımcı ve yöneticinin katıldı.
“REFERANDUMA GİDECEĞİZ”
Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecinde 53 yıldır beklediğini ve alınma süreci geldiği zaman bazı ülkelerin referanduma gideceğini belirten Zeybekci şöyle konuştu: “AB’ye tam üyelik önemli ama bundan önemlisi üyelik sürecini yaşamak ve tamamlamak ekonomik, demokrasi, özgürlükler anlamında daha önemli. Biz AB sürecini önemsiyoruz. Bu süreci tamamladıktan sonra AB’ye tam üye olup olmamız göz ardı edilecek bir durum. O gün geldiği zaman Fransa, Almanya ve bazı ülkeler referanduma gidecek. Türkiye de diğer ülkeler gibi bunu referanduma götürecek. Bunu Fransa’nın Almanya’nın referanduma götürmesini adaletsizlik olarak görüyoruz. Bir ülkenizin katılmasını kendi halkına götürmek hukuk dışıdır. Referanduma götürecek bir ülke varsa o da Türkiye’dir.”
“ABD’NİN EKONOMİK İSTİLASIDIR”
Dünyanın ekonomik haritasının üç yıl içinde yeniden çizileceğini ve Türkiye’nin bu süreçte TTIP dışında kalma şansının olmadığını ifade eden Zeybekci şöyle devam etti:” Bugün AB ile ABD’nin sürdürdüğü TTIP görüşmeleri 2017 başında uygulamaya geçmesi öngörülen bir anlaşma. Bu anlama basit bir anlaşma değildir. Ticari, siyasi, kültürü de içine alacak kapsamlı bir anlaşma. Parasal değeri dünya ticaretinin yüzde 50’sinin üzerindedir. Türkiye’nin AB, Gümrük Birliği gerek de bu TTIP dışında kalma gibi bir şansı yoktur. Biz bu organizasyonun içindeyiz. BİZ AB ile Gümrük Birliği Anlaşması olan tek ülkeyiz. Biz anlaşma dışında kalmayı bunu kabul edemeyiz. ABD’nin AB üzerinde elde ettiği hakları Türkiye üzerinde de elde edecek. Bu o demektir. ABD bu hakları otomatik elde ederken, Türkiye ABD üzerinde hiçbirşey elde edemeyecek. Belki sözlerim ileri gitmiş olabilir. Ama anlaşılsın diye söylüyorum. Bu ticari ve ekonomik olarak Türkiye’nin ABD tarafından ekonomik istilasıdır. Biz aynı grup içinde olmak istiyoruz. Eşitlik istiyoruz. ABD ürünlerinin ticaretinin bize gelmesine hayır demiyoruz. Biz de size gelelim rekabet edelim diyoruz.”
“BİZSİZ İMZALARSANIZ…”
Zeybekci, Türkiye’nin TTIP dışında bırakılması dışında Gümrük Birliği anlaşmasının sürdürülemeyeceğini belirterek, “Ola ki TTIP bizsiz imzalarsınız maalesef üzülerek söylüyorum ki Gümrük Birliği bizim için sürdürülemez haline gelir. Sürdüremeyiz. Kendimizi korumak zorunda olduğumuz anlattık. Ve çok iyi anlaşıldığını da biliyoruz. Önümüzdeki dönemde başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere yoğun görüşmeler yapıyoruz. Türkiye yeni serbest ticaret anlaşmaları yapıyor. Boş durmuyoruz. Türkiye çaresizce bekleyecek bir genetik yapıya sahip değildir. Biz duramayız. Onun için Türkiye kadim müttefikimiz ABD ile yapılacak TTIP arasında yer alacak. Bunun aksini kabul etmiyoruz” şeklinde konuştu.
Türkiye ve AB arasında 20 yıl önce imzalanan Gümrük Birliği Anlaşması’nın Türkiye’yi rahatsız ettiğini ve hiçbir egemen ülkenin böyle bir anlaşma imzalamayacağını ifade eden Zeybekci, şunları söyledi: “Öyle bir anlaşma ki mekanizmasında ve istişare mekanizmasında yokuz. . Gümrük Birliği Anlaşması teknik ve resmi anlamda hakikaten egemen bir devletin imzalamaması gerek ama biz bu anlaşmadan çok faydalandık. Kurumsal, kalite, rekabet anlamında çok önemli etkisi olmuştur. Bu anlaşma kısa vadeli düşünülmüş bir anlaşmadır. Ama maalesef bunların üzerinden de 20 yıl geçti. Ama öyle bir anlaşma ki AB’nin 3. ülkelerle yaptığı bütün anlaşmalara otomatik olarak tabisiniz. Meksika ve Cezayir AB ile serbest ticaret anlaşması imzalayarak, elini kolunu sallayarak Türkiye’ye girecek. Türkiye aynı hakkı bulamayacak. Bırakın hakkı ‘Gel bizimle de serbest ticaret anlaşması yap diyemiyoruz, yanaşmıyorlar. Biz Cezayir ile 9 yıldır masaya oturamadık. Bu bugüne kadar bizi rahatsız etmiyordu. Ama Dünya Ticaret Örgütü’nün asıl amacı özgürlük, eşitlik ve serbestlik. Bu amaçla kuruldu. Ama kitapta yer alan bilgiler bırakılarak STA’lar yapmaya başladı aralarında. AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı anlaşmalar bizi incitmeye başladı. Bu ülkelerin mallarının doğrudan ülkemize girmesi bizi rahatsız etmeye başladı. Biz de kendi şartlarımızı imzalamaya başladık. Bizimle serbest ticaret anlaşması yapmayanların ürünlerini de tek tek inceleyerek alıyoruz. Türkiye de bu anlamda boş durmuyor. Bizim de 21 tane imzaladığımız serbest ticaret anlaşmamız var.”
“TÜRKİYE NATO VE AB’NİN EN UÇTAKİ KALESİ”
Avrupa ve ABD ile cumhuriyet kuruluşundan bu yana barış üzerine geliştirildiğini vurgulayan Zeybekci, NATO üyeliği ile Türkiye’nin başka bir ekip üyesi haline geldiğini söyleyerek, “Herkesin çocukluğunda en büyük hayali aya çıkan Amerikalıydı. Şimdi aya çıkan Amerikalı ile müttefik olan bir Türkiye var. Biz gerek ABD ile gerek AB ile hep dost olduk. Aynı hatta yer aldık. Yıllarca biz Avrupa’nın, NATO’nun en uçtaki kalesi gibi olduk. Bundan dolayı tehditler bile aldık. Bunları şikayet anlamında söylemiyorum. Resmi görmek için söylüyorum” dedi.
ESBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler, AB ile Gümrük Birliği ve tam üyelik görüşmeleri içinde olan ülkemizin sürecin dışında kalmaması ve bu ekonomik kazanımlardan fayda sağlamak üzere ivedilikle harekete geçmesinden hareketle ESBAŞ olarak bu konferansı organize ettiklerini belirtti. Güler ayrıca, küresel ticareti yeniden şekillendirecek olan ABD ve AB arasındaki Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşmasına katılabilmek için Türkiye’nin uzun zamandır sıkı lobi faaliyetleri yürüttüğünü hatırlattı.
ESBAŞ Yürütme Kurulu Başkanı Dr. Faruk Güler de, Türkiye’de yatırımı arttırmanın önemine değinerek, “Özellikle yabancı yatırımcıya ülkemizi tanıtmak ve Türkiye’ye daha fazla yabancı yatırımcıyı çekmemiz gerek. Bunun için AB ile tam üyelik görüşmeleri içinde olan ülkemizin TTIP olarak kısalttığımız, “Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı” sürecinin dışında kalmaması için ivedilikle harekete geçmesi gereği ortaya çıktı” dedi.
TİCARET, YENİDEN ŞEKİLLENECEK
ABD ile AB arasındaki Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı’nın sıradan bir ticari anlaşma olmadığının altını çizen Güler, “Bu anlaşma küresel ticareti yeniden şekillendirecek. Bu anlaşma ile dünya ticaretinin yüzde 60’ı yeniden düzenlenecek. Dünyanın en geniş ekonomik bölgesinin sınırları çizilecek, uluslararası ticaretin standartları yeniden belirlenecek. Taraflar arasında, gümrük vergilerinin sıfırlanması, tarife dışı engellerin kaldırılması ve mevzuatlarda uyumun sağlanmasıyla piyasalara erişimin kolaylaştırılması anlaşmanın temel hedefleri arasında yer almakta. Böylece ABD ve AB arasında yatırım ortamı tümden değişecek. Türkiye, bu kadar önemli bir anlaşmanın görüşmelerine, AB üyesi olmadığı için, fakat AB ile olan gümrük birliği anlaşmamızı hiç dikkate almadan, bugüne kadar dahil edilmedi” ifadelerini kullandı.
KONU HAYATİ ÖNEME SAHİP
Türkiye’nin 1996 yılında AB ile yaptığı gümrük birliği anlaşmasına göre, AB’nin üçüncü ülkelerle yaptığı ticari anlaşmalarda AB’nin sorumluluklarının otomatik olarak Türkiye’nin de sorumluluğu haline geldiğine dikkat çeken Güler sözlerini şöyle sürdürdü: “Ancak üçüncü ülkelerin AB’ye verdiği avantajları Türkiye’ye vermek gibi bir sorumluluğu bulunmuyor. Bu durumda Türkiye üçüncü ülkelerle ayrıca bir anlaşma yapmak zorunda kalıyor. TTIP gibi çok kapsamlı olan ve ABD ile AB devleri arasında yapılacak bu anlaşmanın dışında kalmak hepimizi derinden etkileyecek, Türkiye’nin özellikle ABD ile olan ticaret ve yatırım ortamını tümden değiştirecektir. Konu, tüm iş dünyamızın tüm aktörlerinin çok yakından ve hep birlikte ilgilenmesini gerektiren hayati bir konudur.”
MÜJDELİ SÖZ
Türkiye’nin, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşmasına katılabilmek için uzun zamandır sıkı lobi faaliyetleri yürüttüğüne dikkat Çeken Güler, “Ekonomi Bakanımız Sayın Nihat Zeybekci’nin ABD ve AB makamları ile gerçekleştirdiği yoğun görüşmeler ve girişimleri sayesinde taraflardan ‘teknik görüşme’ sözü almış olması müjdeli bir haberdir. Bu görüşmenin sonuçlarını merakla bekliyoruz” diye konuştu.
“EKONOMİ İLİŞKİ ORTAKLIKLA GELİŞTİRİLEBİLİR”
TOBB Başkan Yardımcısı ve Ege Bölge Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar yatırım ortaklığının Türkiye’nin geleceği için çok nemli olduğunu belirterek, “Türkiye ve ABD güçlü siyasi anlaşmaya sahip olmasına rağmen ekonomik olarak iyi bir seviyeye ulaşmış değil. Bu anlamda özellikle iki ülke ekonomik bağlarını hızlandırmış bulunuyor. Emtea tcareti giderek artıyor. Ekonomik ilişkiler yatırım ve ticari ortaklıkla geliştirilebilir. Bu ortaklık da bu anlamda çok önemli. Önümüzdeki süreçte doğru adımlar atarsak TTIP bizim için avantaj olabilir. Hem Türk hem Amerikan firmaların sorunları serbest ticaret anlaşmasıyla çözülebilir. Umarım iş dünyası da komite çalışmalarına dahil edilir” şeklinde konuştu.
İzmir Valisi Mustafa Toprak da Türkiye’de yatırım altyapısının dış ülkelerin ortak menfaatleri konusunda önemli avantajlar oluşturduğunu belirterek, “Bu çalışmanın ülkemiz üzerindeki çalışmaları kapsayacak şekilde dahil edilmesi de önemli. Sadece ESBAŞ bile Türkiye’n, gözardı edilemeyeceğini ortaya koymaktadır” dedi.
“KOPARMAMIZ GEREKİYOR”
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ise, yarım asırdır AB’ye giremeyen bir Türkiye için bu ortaklığın büyük önem taşıdığını belirterek, “Hükümete düşen en önemli görev ya AB ile ya ABD ile yapılan kapsamlı bir ticaret anlaşmasıyla Türkiye’ye verilecek zararın hızlı bir diplomasiyle vazgeçilmez olarak dünya kamuoyuna duyurup bunu kopartmamız gerekiyor. Ülkemizin menfaati bundandır. İnanıp başarmaktan başka çaremiz de yok” diye konuştu.
KİMLER KATILDI?
Toplantıya Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin yanı sıra, Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım, Ekonomi Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hüsnü Dilemre, Savunma Sanayi Müsteşarlığı Sanayileşme Daire Başkanı Bilal Aktaş, TOBB Başkan Yardımcısı Ender Yorgancılar, İzmir Valisi Mustafa Toprak, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş, Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım, Savunma Sanayi Müsteşarı İsmail Demir, Ekonomi Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Hüsnü Dilemre, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Mehmet Büyükekşi, Türkiye Başbakanlık Yatırım Destek ve Tanıtım Ajansı Başkan Yardımcısı Arda Ermut, TÜSİAD Uluslararası Koordinatörü Dr. Bahadır Kaleağası, TAI Başkanı Muharrem Dörtkaşlı, Kale Grup Teknik Bölüm Başkanı ve aynı zamanda Türkiye-ABD Ekonomik İşbirliği Türkiye Kanadı 2’inci Dönem Başkanı Osman Okyay, Boeing Türkiye ve Kuzey Afrika Başkanı Bernard Dunn, Lockheed Martin Avrupa ve Amerika Başkan Yardımcısı Jonathan W. Hoyle, Sikorsky Ortadoğu, Türkiye ve Afrika Başkan Yardımcısı ve aynı zamanda Genel Müdürü Anand E. Stanley ile Pratt & Whitney Uluslararası Programlar ve İş Geliştirme Başkan Yardımcısı Clifford R. Stone katıldı. (Ulusal Haber Ankara & İhlas Haber Ajansı-18 Eylül 2014 Perşembe, 12:29)